Yeni dönemin ilk sabahında, okul bahçelerinden yükselen o tanıdık uğultu bu kez sadece tatil anılarıyla değil, gökyüzüne bakmanın verdiği o ortak gururla harmanlandı. Zil çaldı, kapılar açıldı ve binlerce sınıfın tahtasına ilk cümle olarak şu yazıldı: Bayrak Sevgisi.
Bu, sadece bir müfredat başlığı ya da geçiştirilecek bir “ilk ders” teması değil; aslında bir aidiyetin, bizi biz yapan o görünmez ama sarsılmaz bağın en somut haliydi.
Bayrak, bir milletin hafızasıdır. İlk derste çocukların gözlerindeki o parıltıya baktığınızda şunu görüyorsunuz: Bayrak, bir çocuğun evinin balkonunda gördüğü güven, zor zamanlarda sığındığımız o şefkatli gölgedir.
Vatan sevgisi ise, üzerine bastığımız toprağı sadece bir mülk olarak değil, bir emanet olarak görmektir. Bugün o sınıflarda anlatılan şey, aslında bayrağın içindeki her bir ilmeğin bizim geçmişimizden bir parça, rüzgarıyla savrulan her kıvrımın ise geleceğimizden bir umut olduğuydu.
Ezberleri Bozan Bir Duygu
Genelde vatan ve bayrak sevgisi denince akla hemen yüksek perdeden sloganlar gelir. Ancak bu dönemin ilk dersinde ihtiyaç duyduğumuz şey, bu sevgiyi hayatın içine katmaktı.
Emek vermek: Bayrağı sevmek, işini en iyi şekilde yapmaktır.
Vefa duymak: Bu topraklar üzerinde özgürce nefes almamızı sağlayanlara bir teşekkür borcu hissetmektir.
Birlikte yürümek: Yanındaki arkadaşının elini tutarken, aynı gökyüzünün altında aynı değere bakmanın huzurunu yaşamaktır.
Son Zil Çalarken
Okullar bayraklarla açıldı, doğru. Ama asıl mesele o bayrakları sadece direklerde değil, zihinlerde ve kalplerde dalgalandırabilmekte. Eğer bir öğrenci bugün sınıftan çıkarken “Bu ülke benim ve ben bu ülkenin yarınıyım” diyebiliyorsa, o ilk ders amacına ulaşmış demektir.
Vatanı sevmek, onu sadece korumak değil, onu her gün yeniden inşa edecek o aşkı içimizde taşımaktır. Yeni dönem, sadece kitapların değil, bu bilincin de tazelendiği bir yolculuk olsun.

YORUMLAR