Kötülük üzerine, Tanrı ve gücü hakkında çeşitli noktalara değinmeden önce hislerimizi yansıtabiliriz. İnsanın bir şekilde yaratılmasının ana faktörü olan Tanrı, kötü olanları neden ortaya koydu? Kötülük iznini vererek neyi amaçladı diyerek işe başlıyoruz. 17. Yüzyılın belki de en dikkat çekici Alman filozoflarından olan Wilhelm Leibniz’e dikkat çekerim. Her ne kadar matematik buluşlarıyla öne çıksa da, “mümkün dünyalar” ve nice görüşleriyle mantık felsefesinde fikirler ortaya koydu.
Adem ve Kötülük Bakışı
Dünya oluşurken mutlak iyilik kavramı Tanrı’ya aitti. Şüphesiz ki Tanrı’nın görevi ya da amacı iyilikler üzerine bir oluşumdu. Bunu yaparken de dünyayı kusursuz yapılar içerisinde oluşturdu. Ancak sonradan çıkan kötülüklerin sebebi ya da ortaya çıkış hikayesi hep merak edildi. İnsanların bu kadar kötülük yapabilmesine mutlak güç sahibi neden izin verdi diyerek eleştiriler peşi sıra birbirini kovaladı. Leibniz için Adem ile başlayan süreçte aslında “mümkün dünyalar” kavramını ele almalıyız. Çünkü nesnel dünya ile ortaya çıkanlar bir kusursuzluk sembolüdür. Bununla birlikte, Adem’in, yani insanın, içinde kendiliğinden yaratılan dünyasında bir özgürlük sundu Tanrı. Burada kararları veren bizzat insanın kendisi olurken kendi dünyasındaki hatalarıyla var olmasını da bir “en uygun” seçenek olarak tasarladı.
Buna göre Tanrı, yaratma konusunda mutlak en iyiyi bilen varlıktır ve bunu yapabilecek iradesi vardır. Buradaki “en iyi” argümanını sadece bir başyapıt olarak görmek de söz konusu değildir. Tanrı kavramı tek başına en iyiyi bilerek zaten kendisini ortaya koyar. Bahsedilen “kötülük” ise sınırlı güce sahip yaratıkların her şeyi tam olarak algılayamamasından gelir. Bir kapıdan baktığımızda her şeyi gördüğümüzü zannedebiliriz. Fakat sadece kapı eşikleri etrafındaki çizgileri fark eder ve açıyı görme amacıyla kullanabilirsiniz. Daha üstte kalan bir güneşi fark etmemiz olası olmadığı gibi küçük bir kuşun varlığından habersiz olarak da kapıdan bakma eylemimiz sürebilir.
Diğer yandan Tanrı’nın kötülükle bize anlatmaya çalıştıklarını da Leibnizm ışığında “yüce iyilik” adına bir araç olarak kabul edebiliriz. Günümüzdeki semantik çalışmaların ilk hallerini bizlere sunan Alman filozof aslında kötülüklerin birer iyilik nedeni olduğuna inandı.
Optimist Felsefesi
Mutluluk halinin devamı için gerekli olan olumlu düşünceleri günümüzde optimist felsefe olarak adlandırırız. Ancak Tanrıbilim yapısı gereği optimizm asli şekliyle uyumluluk yönünden değerlendirilir. Doğrudan bir dünya oluşumu için ihtimaller sıralanabilir. Kime sormaya kalkarsak, dünyayı bambaşka şekilde yaratmak isteyeceğini anlatır. Daha farklı özellikler sunmaya kalkanların sayısı az olmayacaktır. Buradaki felsefi yönelim ise ihtimali olan tüm durumlardan en uygun seçeneğin Tanrı tarafından gerçekleştirilmiş olmasıdır. Dünya özelinde tüm kusurlu yönleri aslında birer iyilik yapısı içinde değerlendiren bu anlayış, Leibniz için eleştiriler almasına da neden olmuştur.
Motivasyon olarak Tanrı ve Hristiyanlık üzerinden güç aldığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bununla birlikte, insanı oluşturan kusurları bir pasif direnişle karşılamayı da gerektirmez. Ancak muhafazakâr bilimcilerle kıyas ettiğimiz aslolan insan dünyasıdır. İnsanın kendi dünyasında yapıp ettikleriyle oluşturdukları doğrudan kendisine aittir. Bunun bedelini de her bir insanın kendi dünyasının içindekileri ödemesiyle karşılık bulur.
Tanrı Keyfi Kararlar Alır Mı?
Leibniz için ana konulardan birincisi dünya kusursuzluğu olurken, insan tabiatının muazzamlığı üzerine de anlatımları vardır. Ayrıca metafiziksel gereklilikleriyle insanın bir bütün olduğuna dair görüşü çok nettir. İnsanın mutlaka bazı şeyleri önemli görüp inanç temelinde kabul etmesi gerektiğini her fırsatta dile getirir. Burada en vurucu noktanın ise Tanrı’nın keyfiliği meselesidir. Bir yaratma sonrasında Tanrı kararlarını incelediğimizde her bir eylemde ahlaki unsurları görürüz. Doğrudan insanları zevk olsun diye cezalandırmak isteyen bir Tanrı’nın dünyayı yaratması anlamsız kalır. Keyfi şekilde acılar sunması için nedenlere bağlı kalması da beklenmez. O halde bir işleyiş sürecinde bazı neden-sonuç ilişkileri varsa, burada hâkim güç insan olabilir. Hem ahlaki hem de fiziksel acı sunan Tanrı için kaideler temel prensiptir.
Modern Eleştiriler Doğru Mu?
İnsanın her konuda yapabileceği muhakemelerin azlığı da yine Leibniz için bir sonuç beyanıdır. Sonrasında buna dair eleştirilerin ilerlemesi daha da sertlik getirdi. Temelde baktığımızda insanın yarattığı dünya için kötülüklerin anlamlı olmasını savunması, büyük filozofların tepkisini çekti. Özellikle Voltaire 1755 yılında Portekiz’in Lizbon kentinde gerçekleşen ağır depremin sonuçlarına isyan etti. Bunu da iyimserlik üzerine maval okuyanlara armağan etti. Gerçek acıların üstündeki iyimserlik kavramının bir maske olduğunu belirtti. İnsanların uyutulması için iyimser olmayı ya da teslim olmayı basitlik olarak görenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çoktur.
Salt iyilik, güzellik ve rahatlıkla meydana gelen bir dünyanın insana kazandırabileceklerini daha az görebiliriz. Her şeyin yolunda gittiği bir günün sonunda daha az şey yaptığımızı fark ederiz. Bunun aslında tesadüfi bir durum olmadığını anlatmaya çalışan Leibniz, kötülükleri tamamlayıcı olarak kabul etti.

YORUMLAR