Yarım kalan gülümseme
Dünya, büyüklerin kurduğu devasa bir satranç tahtası gibi. Hamleler yapılıyor, stratejiler geliştiriliyor, sınırlar çiziliyor. Ancak bu tahtanın üzerinde, taşların arasında kalan; nefesi kesilen, oyuncağı elinden alınan birileri var ki, onlar bu oyunun ne kuralını biliyor ne de kazananını.
Savaşın koyu gölgesinde çocuk olmak, sabahın güneşle değil, camları titreten o büyük gürültüyle başlaması demek. Bir çocuğun zihninde gürültü sadece bir balonun patlama sesi olması gerekirken, o minicik kalpler artık sesin şiddetinden ölümün mesafesini ölçer hale geliyor.
Yarım Kalan Oyunlar, Suskun Masallar
Bir çocuk için sokak, özgürlüğün ve oyunun adıdır. Tozlu dizler, terli alınlar ve akşam ezanına kadar süren bitmek bilmeyen maceralardır. Savaşın uğradığı coğrafyalarda ise sokak, artık bir karanlık; köşe başları ise korkunun sinsice pusu kurduğu yerlerdir. En sevdiği oyuncağını enkazın altında bırakan bir çocuğun hüznü, şehrinde olan yıkımdan korkan minik kalbi hangi zaferle telafi edilebilir?
Savaş, çocukların resim defterlerinden maviyi ve yeşili çalar. Yerine sadece griyi ve kırmızıyı bırakır. Gökyüzü uçurtmalar için değil, korku salan metal kuşlar içindir artık. Ve renkler kaybolur.
Akşam yemeğinde ne yiyeceğini düşünmesi gereken yaşta, ailesini korumaya çalışan, kardeşinin elini sıkıca tutan o minik parmaklar… Savaş, çocukluğu bir gecede yaşlandırır.
Savaşlarda sadece binalar yıkılmıyor; bir çocuğun dünyaya karşı duyduğu o temel güven duygusu da yerle bir oluyor. Anne ve babasının her şeyi düzeltebileceğine inanan o saf güvenin yerini, “Sıra bize ne zaman gelecek?” sorusunun soğukluğu alıyor. Kaybedilen her çocuk, dünyanın geleceğinden koparılan bir sayfadır. Gidenlerin arkasında kalan yarım ayakkabılar, tozlanmış bisikletler ve hiç anlatılamayacak masallar kalıyor.
Bir çocuğun gözündeki korkuyu hiçbir kalem açıklayamaz, hiçbir haklı sebep o korkuyu meşrulaştıramaz. Onların tek ihtiyacı olan şey; bombaların değil, yağmurun sesini dinleyerek uyuyabilecekleri huzurlu bir yastık.
Dünya belki bir gün susar, silahlar yerini sükûnete bırakır. Ancak o çocukların ruhundaki o derin sessizlik ne zaman geçer, onu kimse bilmiyor. Bizim onlara borcumuz, sadece hayatta kalmalarını sağlamak değil; yeniden çocuk olmalarına izin verecek bir dünya kurmaktır.

YORUMLAR