Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gizem Gökmen
Gizem Gökmen

Sınav Kağıtlarının Arasına Sıkışan Hayatlar

Eğitim sistemimizin o bitmek bilmeyen maratonunda, çocuklarımızı sanki sadece zihinlerinden ibaret varlıklarmış gibi kodlamaya başladık. Sabahın köründe başlayan okul trafiği, akşamın karanlığına sarkan etütler ve hafta sonunu ipotek altına alan deneme sınavları… Bu yoğun döngü içinde çoğu veli, çocuğunun elindeki gitarı veya sırtındaki spor çantasını birer “ayak bağı” olarak görme yanılgısına düşüyor. Oysa o çanta, çocuğunuzun sadece hobilerini değil, akıl sağlığını ve gelecekteki karakterini de taşıyor.

Başarı, Sadece Rakamlardan İbaret Değildir

Bir çocuğun en iyi okulu kazanması büyük bir gurur tablosudur, buna şüphe yok. Ancak o okula giden gencin, insanlarla iletişim kurmayı bilmemesi, bir haksızlık karşısında kendisini nasıl savunacağını kestirememesi veya tek başına kaldığında bir sanata veya spora sığınıp ruhunu dinlendirememesi büyük bir eksikliktir.

Spor sahasında yenilmeyi tadan bir çocuk, hayatta tökezlediğinde nasıl ayağa kalkacağını öğrenir. Bir tiyatro sahnesinde repliğini unutan genç, kriz anında soğukkanlı kalmayı tecrübe eder. Bunlar, hiçbir matematik formülünün veya tarih notunun tek başına kazandıramayacağı, yaşamsal becerilerdir.

“Vakit Kaybı” Mitini Yıkmak

En büyük korkumuz şu: “Spor yaparsa ders çalışmaya vakti kalmaz.” Aslında gerçek, bu düşüncenin tam tersi yönde ilerliyor. Fiziksel aktiviteyle veya sanatsal üretimle beyindeki dopamin ve serotoni seviyesi dengelenen bir öğrenci, masanın başına oturduğunda çok daha yüksek bir odaklanma kapasitesine sahip olur. İki saat boyunca verimsizce kitabın başında uyuklamak yerine, bir saat antrenman yapıp kalan bir saatte zehir gibi bir zihinle çalışmak, gerçek verimliliğin anahtarıdır.

Ebeveynlere Düşen Gerçek Görev

Çocuklarımızı birer yarış atı gibi görmekten vazgeçip onlara nefes alacak alanlar açmalıyız. Onların hobilerini, ders başarısına endeksli bir “ödül” veya başarısızlık anında elinden alınacak bir “ceza” olarak konumlandırmayın. Piyano çalmak bir ceza aracı olamaz; basketbol oynamak da sadece takdir getirince hak edilen bir lüks değildir.

Onların tutkularını desteklemek, aslında onlara kendilerini tanıma şansı vermektir. Bugün sahanın tozunu yutan veya boya lekeleriyle eve gelen o çocuk, yarın iş dünyasında stres altında karar verebilen, yaratıcı çözümler üreten ve en önemlisi “mutlu” bir yetişkin olacaktır.

Gelin, bu dönemde de onların karnelerindeki notlar kadar, gözlerindeki o hobi parıltısını da önemseyelim. Çünkü hayat, sadece doğru şıkkı işaretlemekten çok daha fazlasıdır.

YORUMLAR

Bir adet yorum var

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER