Eskiden şiddet istisnaydı, bugün sıradan.
Bir zamanlar haber bültenlerinde utançla verilen olaylar, artık gündelik hayatın olağan bir parçası gibi geçip gidiyor. Sokakta, okulda, evde, trafikte, ekranda… Şiddet her yerde. Peki ne oldu bize? İnsanlar ne zaman bu kadar öfkeli, bu kadar tahammülsüz, bu kadar acımasız hâle geldi?
Şiddetin artışını sadece “bireysel öfke patlamaları” ile açıklamak kolay ama eksik olur. Çünkü bu mesele, bireyden çok daha büyük bir toplumsal hikâyeye işaret ediyor.
Değerlerin Aşınması ve Vicdanın Geri Çekilişi
Toplumları ayakta tutan şey yalnızca yasalar değildir; utanma duygusu, merhamet, empati ve sorumluluk bilincidir. Ancak bugün bu kavramlar sessizce hayatımızdan çekiliyor. Güç, hız, kazanma ve haklı çıkma arzusu; adaletin, sabrın ve nezaketin önüne geçti. İnsan, karşısındakini bir “can” olarak değil; bir engel, bir rakip ya da bir tehdit olarak görmeye başladı.
Vicdanın geri çekildiği yerde şiddet, konuşmanın yerine geçer.
Dil Sertleştikçe Davranış da Sertleşiyor
Şiddet sadece yumrukla, bıçakla, silahla olmaz.
Şiddet önce dilde başlar.
Hakaretin, küçümsemenin, aşağılamanın normalleştiği bir dil; zamanla fiziksel şiddeti de meşrulaştırır. Sosyal medyada kurulan cümleler, televizyon tartışmalarındaki öfke dili, günlük hayatta birbirimize karşı kullandığımız hoyrat ifadeler… Bunların her biri şiddetin zeminini hazırlar. Çünkü insan, önce sözle incitir; sonra eylemle.
Ekranlar ve Duyarsızlaşma
Şiddet görüntülerine maruz kalmak, insanı bilinçlendirmiyor; çoğu zaman duyarsızlaştırıyor. Sürekli kan, kavga, cinayet, hakaret izleyen bir zihin, zamanla bunları “olağan” kabul ediyor. Acı sıradanlaştıkça, başkasının acısına duyulan tepki azalıyor.
Bir toplum, acıya alıştığında tehlikeli bir eşiği geçmiş demektir.
Ekonomik Baskı, Gelecek Kaygısı ve Biriken Öfke
Geçim sıkıntısı, adaletsizlik duygusu, belirsiz bir gelecek… Bunların hepsi insanın iç dünyasında bir öfke biriktirir. Ancak bu öfke sağlıklı yollarla ifade edilemediğinde, en yakına, en zayıfa yönelir. Evde eşe, çocuğa; sokakta yabancıya; trafikte tanımadığı birine…
Şiddet çoğu zaman güçten değil, çaresizlikten doğar.
Eğitim Var Ama Terbiye Eksik
Okullar bilgi verir; ama insan olmayı öğretmezse eksik kalır. Bugün eğitim sistemleri çoğu zaman başarıyı, rekabeti ve sınavı merkeze alıyor. Oysa empati, öfke kontrolü, birlikte yaşama kültürü, farklı olana saygı gibi değerler geri planda kalıyor. Sonuç: Bilgili ama tahammülsüz bireyler.
Peki Çözüm Nerede?
Çözüm tek başına cezada değil.
Çözüm; dilde, eğitimde, ailede, medyada ve günlük hayatın küçük tercihlerinde saklı.
– Şiddeti romantize eden dili terk etmekte,
– Çocuğa “haklı olmayı” değil “adil olmayı” öğretmekte,
– Güçlünün değil, haklının yanında durmakta,
– Empatiyi bir zayıflık değil, insanlık göstergesi olarak görmekte…
Ve belki de en önemlisi:
Yeniden durup kendimize şu soruyu sormakta:
“Ben bu toplumun daha sakin, daha adil, daha merhametli olması için ne yapıyorum?”
Çünkü şiddet bulaşıcıdır; ama iyilik de öyledir.
Hangisini çoğaltacağımıza hâlâ biz karar veriyoruz.

Cümleleri net seçilen ve yapıt olmuş emeğine sağlık güzel insan.Bir yandan toplumun bozulması çok üzücü ama duyarlı insanlar bunu sevgiyle dile getirirse düzelte biliriz diye düşünüyorum sevgi insan ruhunu tamamlar❤️
Çok doğru sevgi en önemli çözüm. Sevgi ile kalın
Şerife hanım günümüzün en can alıcı noktasına değindiniz için teşekkür ederim. Artık haber dinlemek sosyal medya kullanmak bizler için artık eziyet haline geldi . Yeni doğan bebeğe , çocuğa , kadına ,yaşlıya ve hayvanlara yapılan işkenceler . Bu konuları sizin gibi değerli yazarların yazıların da haberlerde söyleşiler de daha çok yer verilmesini gönülden isterim . Sizlere çok teşekkür ederim
İlginize teşekkür ederim
Şiddetin toplumda nasıl yerleştiğini,eğitmin ve dilin bunda nasıl payı olduğunu çok açık anlatmışsınız. Üzerine düşünülmesi gereken bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık.
Teşekkür ederim
guleserpolat1982@gmail.com
Toplum içinde yaşadığımız sorunları çok güzel dile getirmiş siniz, tâbi ki çözümleriyle birlikte emeklerinize sağlık
Teşekkür ederim