Kışın uzun ve suskun günleri geride kalırken, toprağın derinliklerinden yükselen ilk filizle birlikte insan ruhu da uyanır. İşte Nevruz, yalnızca bir mevsim dönüşü değil; varoluşun en eski ve en saf çağrılarından biridir. Doğanın kalbiyle insanın kalbinin aynı ritimde attığı o büyülü eşiktir.
Türk kültüründe Nevruz; dirilişin, yenilenmenin ve birlik olmanın sembolüdür. Orta Asya bozkırlarında yakılan ateşlerin etrafında toplanan insanlar, aslında yalnızca baharı değil; umudu, kardeşliği ve geleceğe dair inancı da selamlamışlardır. Çünkü Nevruz, insanın kendi içindeki karanlığı aşma iradesinin de bir ifadesidir.
Her yıl 21 Mart’ta doğa yeniden nefes alırken, bize de hayatın sürekliliğini hatırlatır. Donmuş topraklar çözülürken kalplerin de yumuşaması gerektiğini fısıldar. Kırılan dalların yerini taze sürgünlerin alması gibi, hayatın yükleri de yerini yeni başlangıçlara bırakabilir. Nevruz bu yönüyle bir kültür mirası olmanın ötesinde, insanın kendini yeniden kurma cesaretinin de bayramıdır.
Bugün şehirlerin kalabalığında, modern hayatın telaşında bazen bu kadim sesi duymakta zorlanıyoruz. Oysa Nevruz, bize doğayla kurduğumuz bağı hatırlatır. Güneşin göğe daha umutla yükseldiği, rüzgârın daha şefkatli estiği bu gün; geçmişle gelecek arasında kurulan şiirsel bir köprüdür.
Nevruz’un ateşi yalnızca dalları değil, yorgunlukları da yakmalı…
Nevruz’un yeşeren toprağı yalnız çiçekleri değil, kalpleri de çoğaltmalı…
Çünkü her Nevruz, insana yeniden başlama hakkı veren görünmez bir fısıltıdır.
Ve hayat, her baharda yeniden yazılan en güzel şiirdir.

Kaleminize sağlık
Teşekkür ederim