Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gizem Gökmen
Gizem Gökmen

Korkma: Bir Sözden Fazlası

Bundan tam 105 yıl önce, Ankara’nın ayazında, Taceddin Dergâhı’nın sessizliğinde bir adam eline kalemi aldı. O gün dökülen satırlar, sadece kafiyeli birer dize değil; bir milletin uçurumun kenarından dünyaya attığı en gür nidaydı. 12 Mart 1921, sadece bir marşın kabul edildiği tarih değil, bu toprakların tapusunun kalplerde mühürlendiği gündür.

Bugün “İstiklal Marşı” dediğimizde, birçoğumuzun zihninde okul bahçelerinde sıraya dizilmiş çocuklar veya spor müsabakalarındaki o tanıdık melodi canlanır. Ancak biraz daha derine, o ruhun kemiğine indiğimizde karşımıza çıkan manzara bambaşkadır. Mehmet Akif Ersoy, o meşhur şiiri yazdığında cebinde parası yoktu; sırtında ödünç bir paltoyla geziyordu. Ama ruhunda öyle bir hürriyet ateşi taşıyordu ki o ateş bir milleti uykusundan uyandırdı.

Bizi Bir Arada Tutan Görünmez Bağ

Modern dünyanın hızı ve bireyselliği içinde bazen “biz” olmayı unutuyoruz. Herkesin kendi yankı odasına çekildiği, kutuplaşmanın prim yaptığı bir çağdayız. Oysa İstiklal Marşı’nın ilk kelimesi olan “Korkma”, bugün bile bize en çok lazım olan ilaçtır. Bu sesleniş; komşusuna güvenmeyen, yarınından endişe eden, birliğinin sarsıldığını hisseden her bir ferde çekilen bir ihtardır.

Millî birlik dediğimiz şey, sadece bayramlarda bayrak asmak değildir. Birlik; farklı dillerden, farklı dünya görüşlerinden gelsek de o on kıta okunurken duyduğumuz o omuz omuza olma hissidir. Akif’in “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!” diye kafa tuttuğu o güç, bugün bizim birliğimizin mayasıdır.

Geleceği Selamlamak

12 Mart’ı sadece bir anma günü olarak görmeyelim. Onu, ortak bir kaderin altına atılmış imza olarak hatırlayalım. İstiklal Marşı’nın her mısrası, bu coğrafyada onurlu birer insan olarak yaşamanın bedelini ve güzelliğini anlatır. Şehitlerimizin kanıyla çizilen o sınırlar, bugün bizim birbirimize olan tahammülümüzle, sevgimizle ve ortak üretimimizle korunacaktır.

Bugüne baktığımızda görmemiz gereken şudur: Biz, birbirimizden vazgeçemeyecek kadar büyük bir hikâyenin parçalarıyız. Ne zaman yorulsak, ne zaman “Ne olacak bu memleketin hâli?” diye iç geçirsek dönüp o ilk mısraya bakalım.

O marş ki bitmiş denilen bir devrin küllerinden, yeniden doğan bir güneşin müjdecisidir. Ve o güneş, biz el ele verdiğimiz sürece batmayacaktır.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER