Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gizem Gökmen
Gizem Gökmen

İnsanlığın Sessiz İstifası: Duygu Enkazı Altında Kalan Toplum

Toplumun temellerine, duygudan arınmış bir insan modeli yerleştirmeye başladık. Modern dünyanın hızı ve bitmek bilmeyen rekabeti içerisinde; Merhamet, hoşgörü ve empati gibi kavramlar lüks birer aksesuar olarak ele alındı. Bencilliğin bir hayatta kalma stratejisi olarak kutsandığı, acımasızlığın ise “güçlü karakter” olarak pazarlandığı bu dönemde, “insanlık” dediğimiz o büyük ideal, ne yazık ki ki içi boşaltılmış bir kelimeye dönüştü. Artık kalbi atan ama derin bir uykuda olan bir ruh, kendi içinde yoğun bir şekilde çarpışıyor.

Başarı Odaklı Duygusal Körlük

Günümüzde bir birey; Kaç kişiye yardım ettiğiyle değil, kaç kişiyi geride bıraktığıyla değerlendiriliyor. Eğitim sisteminin içinden aile ortamına kadar her alanda “en iyi sen olmalısın” mesajı verilirken, “başkasının acısına ortak olmalısın” “yardım etmelisin” “vicdanlı olmalısın” öğretileri bir kenara itildi. Bu durum, toplumsal bir duygusal soğukluğa yol açtı. Kendi konforumuz bozulmadığı sürece diğerinin felaketini bir “içerik” gibi izliyor, süreleri sadece ekranlardaki birer piksel yığını olarak görüyoruz.

Psikolojik açıdan duygu paylaşımının yerine “haz” odaklı bir bireyciliğin alınması, toplumsal kolektif vicdanını değiştiriyor. Birinin düştüğünü gördüğümüzde yardım eli uzatmak yerine, o anın fotoğraflarını çekmek, aslında insanlığımızın ne kadar mekanikleştiğinin en somut halidir. Bizler artık başkasının gözünde görmeyi bıraktık; sadece kendi yansımamıza aşık, modern birer Narkissos’a dönüştük.

Kelimelerin İçi Boşalıyor: İnsanlık Sadece Bir Etiket mi?

“İnsanlık” kavramı, yaşanmayan ama sürekli sözü edilen bir nostaljiye dönüştü. Yardımseverlik, adalet ve vicdan gibi değerler; sadece sosyal medya paylaşımlarında “beğeni” toplamak için kullanılan araçlar haline geldi. Oysa ki, bir başkasının hakkı gasp edildiğinde hissedilen o üzüntü ve destek olma çabası, gerçek insanlığın tek ölçütüdür. Ancak bugün dünyada o üzüntüyü hissetmek yerine, “başımıza bir iş gelmesin” diyerek başımızı çevirmeyi tercih ediyoruz.

Bu duygusuzluğun sarmalı, sadece dış dünyayla değil, kendi iç dünyamızla olan bağımızı da koparıyor. Kendine yabancılaşan insan, ötekine de acımasızlaşıyor. Sokakta bir canlıya uygulanan şiddet veya bir çocuğun mahzun bakışı karşısında hissedilen o devasa tepkisizlik, aslında ruhsal yabancılaşmanın habercisidir. Toplum, vicdan ve merhameti bırakmamız, bizi yıkmak için hazır bekliyor.

Yarını Kurtarmak İçin “Hisseden” İnsan

Bencillik ve acımasızlık üzerine kurulu bir toplumda hiç kimse gerçekten güvende ve huzurlu değildir. Bugün başkasının acısına sırtını dönenler, kendi felaketlerinde tutunacak bir el bulamayacaklardır. İnsanlığı yeniden bir “yaşam biçimi” haline getirmek için, bir canlının yaşam hakkına saygı duymayı, birinin hüznüyle hüzünlenmeyi ve sıkıntılara destek olmayı öğrenmek zorundayız. Başarıyı “kazanmak” olarak değil, “paylaşmak” olarak yeniden tanımlamalıyız. Eğer uyanacaksak ve dünyaya vicdanın sesini duyurmak istiyorsak, bugün o sesi önce kendi içimizde yeniden canlandırmak zorundayız. Dünya sadece dönen bir küre değil, bizim merhametimiz ve vicdanımız kadar sıcak bir yuvadır.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER