Hayat, çoğu zaman fark etmeden tükettiğimiz en kıymetli hazinedir. Günler birbirine eklenir, haftalar ayları kovalar ve biz çoğu zaman telaşın içinde yaşamayı unutacak kadar meşgul oluruz. Oysa hayatın gerçek değeri, sahip olduklarımızı kaybetmeden önce fark edebilmekte saklıdır.
İnsan garip bir varlıktır. Çoğu zaman elindekinin kıymetini ancak onu yitirdiğinde anlar. Oysa hayatın bize sunduğu en büyük zenginlikler çoğu zaman en sade olanlardır: bir dostun samimi sesi, bir annenin merhametli bakışı, bir çocuğun içten gülüşü ya da akşamüstü içilen bir çayın sıcaklığı… Bunlar çoğu zaman fark edilmeden geçip giden küçük ama anlamı büyük anlardır.
Ne yazık ki modern hayatın koşuşturması içinde insan kendini gereksiz kaygıların, küçük hesapların ve anlamsız streslerin içinde bulabiliyor. Oysa zaman, bu kadar cömert bir kaynak değildir. Dün yaşadığımız bir üzüntüye bugün hâlâ tutunmak, çoğu zaman hayatın bize sunduğu yeni güzellikleri görmemize engel olur. İnsan bazen kendine şu soruyu sormalıdır: “Bugün beni üzen şey, gerçekten yıllar sonra hatırlanacak kadar önemli mi?”
Çoğu zaman cevap hayırdır.
Hayat kısa; kırgınlıkları büyütmek, küçük meseleleri zihnimizde devleştirmek için fazla kısa… Oysa aynı zamanı sevdiklerimize ayırmak, bir gönül almak, bir hatır sormak ya da içten bir teşekkür etmek için kullanabiliriz. İnsan ruhunu yoran şey çoğu zaman hayatın kendisi değil; gereksiz yere büyüttüğümüz düşüncelerdir.
Bu yüzden belki de hayatın en önemli bilgeliklerinden biri şudur: Değerli olanı ayırt edebilmek. Çünkü insanın sahip olduğu en gerçek zenginlik, kalbinde yer verdiği insanlardır. Gün gelir başarılar, unvanlar, tartışmalar, kırgınlıklar unutulur; fakat birinin hayatına dokunduğunuz o küçük iyilikler hatırlanmaya devam eder.
Belki de bu yüzden hayat bize her gün sessizce aynı hatırlatmayı yapar:
Sevdiklerinizi ihmal etmeyin.
Kalbinizi yoran yükleri bırakın.
Gereksiz dertlerin gölgesinde yaşamayı ertelemeyin.
Çünkü zaman, en kıymetli öğretmendir; fakat ne yazık ki dersini çoğu zaman geç anlatır.

YORUMLAR