Dilimizden düşüremediğimiz enflasyonu ne kadar tanıyoruz? Geçmişe bakarak tanımalı, ardından bu kadar dilimize dolanmasının sebebini anlamaya çalışmak gerekiyor. Çeşitli türleri olmasıyla birlikte biz meseleyi genel çerçevede ele alacağız. İktisatta klasik yaklaşımla beraber “Miktar Teorisi” olarak hayatımıza girmeye başlamıştır. Daha öncesinde de dile getirilmişti ancak klasikler zihnimizde yer etmiştir. Zamanla yeni teorilerin ortaya atılmasıyla enflasyona olan bakışta elbette değişim göstermiştir.
Keynes’e göre ise tam istihdam noktasına gelinmeden de fiyatlar genel düzeyinin yükselebilir olduğu kabul edilmiştir. Bu durumun; işsizlik azalırken birlik olan çalışanların ücret artışı isteğine karşı koyamayan işverenlerin varlığı, kısa dönemde verimlerdeki azalış ve ekonominin tam istihdam seviyesine yaklaştıkça üretim tarafında oluşan darboğazlardan kaynaklandığı ileri sürülmüştür.
TÜİK tarafından her ay açıklanan TÜFE oranlarına bakıldığında, enflasyonla mücadelede ne kadar iyi olduğumuz hakkındaki yorumları sizlere bırakıyorum. Enflasyonla mücadelede hanehalkı harcamalarının azaltılması ne kadar isteniyorsa, aynı şekilde kamu harcamalarının da bir o kadar azaltılması gerektiği konusunda herkesin aynı düşüncede olduğu görülmektedir.
Enflasyonla yaşamayı öğrenmek yerine mücadele ederek bireylerin daha yaşanılabilir bir ekonomiye tekrardan daha güçlü bir şekilde dönmesi gerekmektedir. Peki soralım o zaman; bunun gerçekleşmesi için kim ne kadar çalışıyor?

YORUMLAR