Bir manifesto örneğinden bahsetmek istersek sanırım Orhan Veli gelmeli akıllara en başta. Bir başkaldırı ya da isyan ateşini söylersek de kolaylıkla ceketine olan düşkünlüğünden bahsedebiliriz. Evvela adamım yani insan sözleriyle başlar Orhan Veli cümlelerine. Çünkü insan olmanın ne kadar değerli olabileceğini ifade etmenin altını çizmedir bu durum. Bilinçli bir şekilde kalıpları yıkan ama bunu hissettirmeden yapan büyük şair.
Orhan Veli Manifestosu
Şahsiyeti merak etmek ya da bilmeye çalışmak çok sıradan bir insani göstergedir. Bunun sonrasında insanın kendisini anlatması da ne derece bir anlatım içerdiğini ve aslında bunu nasıl yaptığını ortaya döker. Orhan Veli’nin 1940 yılının güzel güneşli günlere girdiği Nisan ayında kaleme aldığı şiirindeki vurgular tam olarak sıradanlığı yüceltir. Sadece basit biri olmanın ne kadarda değerli olduğunu anlatır bizlere. Bunu yaparken sadece tek bir şiiri ya da tek bir anlatımı da yoktur zaten.
Bir bütün olarak Orhan Veli ismine baktığımızda karşımıza her şeyiyle baştan ayağı bir başkaldırı hayaleti çıkar. Manifesto niteliğinde olan şiirlerinden bir tanesi de “Yazık Oldu Süleyman Efendi’ye” diyerek başlar. Çünkü aslolan Süleyman ya da bize göre değeri öyle ya da böyle var olan Süleyman, budur, mesajını verir. O güne kadar sadece Sultan Süleyman’ın anlatılması ve kasideler boyu yüceltilmesini ne kadar da çiğ bulduğunu belirtir bu sözlerle. Sonrasında edebiyat dünyasında kimdir bu Orhan Veli Kanık diye arattığımızda karşımıza sokak edebiyatçısı kavramı çıkar. Ardından da ilave ederler tabi, “şiir içindeki tüm sanatları ve düzeni reddeden kişi” notunu. Bir düzenin var olduğu gerçeğini bilmek her zaman insanın içini rahatlatmaz. Herhangi bir noktaya vardığımızda mutlaka kurallar bütünü arar ve bunu talep ederiz. Düzenin olması gerçeği doğrudan bizim nasıl davranacağımızı ve neler yapabileceğimizi bize anlatır. Mutlaka kendimizi koruma adına da düzen içinde kalmaya çalışırız ve bunu destekleyici tüm unsurları en baştan kabul ederiz. Bazen düşünüp kabul ettiğimiz günler sayılı da olsa vardır. Ancak her daim kabul etme eğilimindeki insanoğlunun neleri kabul ettiğini bilmeden bunu yaptığını söylesek yanlış da olmayacaktır.
Yeni Mecra, Yeni Macera
Her yeni mecra bir anlamda macerayı kelime bağlamı açısından da vurgular. Sonrasında gelen yaşantının ne denli olacağına en başta karar verebilir insan. Büyük bir çıkış yapması ya da yaşantısının ne derece isabetli olacağı da süreç boyunca ipuçları bırakır. Hiçbir zaman devrimci olduğunu söylemeden başkaldıran bir insan olarak kendisini tanımlamadan bunu yapanların varlığı bize güç verir. Kendinizi ortaya atmak ya da ben şimdi bir şeyler yapmaya başlayacağım demeden de eyleme geçebilirsiniz.
Sıradanlığın Gücü
Söz konusu eylemlerimiz veya düşüncelerimiz bir basit insan olan Süleyman Efendi’nin şiirlerde yer alması gibidir. Çok sıradan ve çok basit ve sokaktan bir taş etkisindedir. Ve sadece böyle olması bile aslında onları değerli, kabul edilebilir hale getirir. Vazife görerek kutsallık vermek ya da inanç ekseninde aşırı önemli bir şey yapıyorum hissine sahip olmayabilirsiniz. Bunu bir güçlü mekanizma olarak yapmadığınızdan ötürü alacağınız keyif ister istemez en tepe noktaya da ulaşacaktır.
Sıradan olmanın verdiği hazzı ya da eğlencesini günümüz insanlarının anlamasını beklemiyoruz elbette. Büyük bir geleneğin temsili gibi laflarla başlanan cümleleri okuyanların hiçbir şeye sahip insanların gülüşmelerini kavrayamaz. Orhan Veli’nin ince paltosunun kıymetini bilmesiyle ne denli bir zahmete girmesini idrak edemez. Burada hemen insanları küçük görüyorsunuz beyefendi, diyerek sözümü kesebilirsiniz. Lakin asla küçük görmeyi düşünmedim bile. İnsanların neler yapabileceklerine dair olan sınırlı tahmin yeteneğimi harcamayı tercih ettim sadece.
Şiirin devamında sirk hayvanı olmadığını belirten Orhan Veli, en yakın arkadaşlarını anlatıp sevdiklerini ne denli bir küme içine aldığını bahseder. Ancak hiçbir zaman bir kış günü kendisine armağan edilen paltoyu neden hep elinde taşıdığından bahsetmez. Ceketli yaptığı söyleşilerinden ötürü bir gencin sunduğu paltoyu kabul etse de kolları kısa geldiği için hiçbir zaman giyemez. Yine de ceketsiz gezmeye devam edersem yine birisi bir palto hediye etmeye çalışır düşüncesiyle her daim elinde gezdirir kısa kollu paltosunu. İşte, sıradan bir adamın ince düşüncesinin ürünü! Tuhaf geliyor mu acaba yüce yüce insanları anlatan kişilere şimdi…

YORUMLAR