Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gizem Gökmen
Gizem Gökmen

Çok Fonksiyonlu Bir Hiçliğe Mahkûm Edilmek

Modern çalışma hayatının en büyük illüzyonlarından biri “multitasking” yani çoklu görev becerisi adı altında pazarlanıyor. Ancak bu kavramın arkasına gizlenen, çalışanı kendi uzmanlık alanından koparıp bir joker elemana dönüştüren o sinsi süreç, aslında adını koymaktan çekindiğimiz bir mobbing türüdür.

Bir grafik tasarımcıdan aynı zamanda ön muhasebe tutmasını beklemek, bir mühendisi günün yarısında lojistik operasyonlara boğmak ya da bir editörü teknik destek masasına oturtmak… Bu durum artık “işin doğası” değil, kişinin mesleki kimliğine ve emeğine yönelik sistemli bir saldırıdır.

Uzmanlıktan “Her İşin Memuru”na

Bir insan, yıllarını verdiği uzmanlık alanının dışında, yetkinliğinin olmadığı onlarca farklı işe yönlendirildiğinde hissettiği ilk duygu yetersizlik olur. Kişi, aslında kendi işini çok iyi yapabilecekken, bilmediği alanlarda hata yapmaya zorlanır. Bu durum yöneticiye “Bak, işleri yetiştiremiyorsun” veya “Hata yapıyorsun” deme kozunu verir.

Bu, çalışanı vasıfsızlaştırma ve özgüvenini yerle bir etme stratejisidir. Kişi artık bir “uzman” değil, her boşluğu doldurmaya çalışan ama hiçbir yere ait hissedemeyen bir figür haline gelir. Masasındaki dosyalar arttıkça, zihnindeki aidiyet duygusu azalır.

Toplumsal Bir Çürüme Olarak Mobbing

İş yerindeki bu baskı, ofisin cam kapıları ardında kalmıyor. Mobbinge maruz kalan birey; akşam eve gittiğinde tahammülsüz bir ebeveyn, sosyal hayatta neşesini yitirmiş bir arkadaş, market kuyruğunda patlamaya hazır bir yabancıya dönüşüyor.

Mobbingin toplum üzerindeki etkisi zincirleme bir mutsuzluk reaksiyonudur:

Sağlık Sistemine Yük: Stres kaynaklı kronik hastalıklar ve psikolojik çöküşler başlar.

Yaratıcılığın Ölümü: Uzmanlığı dışında boğulan beyinler, topluma değer katacak o büyük fikirleri üretemez hale gelir.

Güven Erozyonu: Adaletin iş yerinde işlemediğini gören birey, toplumsal adalete olan inancını da kaybeder.

İş yerleri birer “hayatta kalma arenası” değil, üretimin ve gelişimin merkezi olmalıdır. Bir çalışanın uzmanlığını korumak sadece o kişiye olan borcumuz değil, sağlıklı bir toplum yapısını koruma sorumluluğumuzdur. “Elin değmişken şunu da yapıver” cümlesiyle başlayan o sınırsız talepler silsilesi, aslında bir insanın emeğini ve onurunu sömürmenin en kibar maskesidir.

Unutmamak gerekir ki; her şeyi yapan, aslında hiçbir şeyi hakkıyla yapamaz hale getiriliyordur. Ve bu kayıp, sadece o şirketin değil, hepimizin kaybıdır.

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER