2026 için açıklanan asgari ücret zammı, kağıt üzerinde umut verici görünebilir. Ancak mutfağa girildiğinde, market raflarına bakıldığında, kiralar ve faturalar ödendiğinde gerçek yüz ortaya çıkıyor: Zam geliyor ama hayat ucuzlamıyor.
Enflasyon artık bir rakamdan ibaret değil. Vatandaşın sofrasındaki ekmek, çocuğunun okul masrafı, cebindeki son banknot… Hepsi pahalılığın sert yüzüyle karşı karşıya. Asgari ücret artıyor; fakat fiyatlar ondan daha hızlı koştuğu için satın alma gücü her gün biraz daha eriyor.
Bugün insanların en büyük derdi; “Ay sonunu nasıl getireceğim?” sorusu. Krediler, borçlar, taksitler hayatın yeni normali hâline geldi. Asgari ücretlinin aldığı zam, daha cebe girmeden market raflarında, kira sözleşmelerinde, doğalgaz ve elektrik faturalarında buhar olup uçuyor.
Oysa çözüm belli: Enflasyonu kalıcı olarak düşürmeden hiçbir zam gerçek bir rahatlama getirmez. Üretimi artıran, yerli emeği koruyan, gelir adaletini gözeten politikalar hayata geçirilmedikçe her yeni asgari ücret açıklaması sadece kısa süreli bir teselli olmaktan öteye geçemeyecek.
Bir ülkenin gerçek büyüklüğü, büyüme rakamlarında değil; emekçinin yüzündeki huzurda saklıdır. O huzuru sağlamak ise yalnızca zamla değil, güçlü ve adil bir ekonomik düzenle mümkündür.

YORUMLAR