Yarım Bırakmanın Dayanılmaz Hafifliği
Sizde de oluyor mu o his? Bir şeye deli gibi heves edip, sonra sanki o heves hiç yaşanmamış gibi bir kenara bırakmak… Masada duran yarım kahveler, raflarda bekleyen o “kesin bitireceğim” denilen kitaplar, hevesle alınıp kutusu bile açılmamış o hobiler. Dışarıdan bakınca adı “istikrarsızlık” ama aslında kalbi zihninden hızlı koşanların ortak hikayesi bu.
İlk Kıvılcımın Büyüsü
Biz aslında sonuca değil, o ilk adımdaki o muazzam heyecana aşığız. O ilk kıvılcım bittiğinde, iş biraz rutine bağladığında ruhumuz çoktan başka bir limanın kokusunu alıyor. “Başladığın işi bitir” diyen o eski seslere inat, belki de yarım bırakmak en büyük dürüstlüktür. Sevmediğin bir yolda, sadece sonuna varmış olmak için yürümek, hayata karşı yapılmış bir haksızlık değil mi?
Neden “Tam” Olmak Zorundayız?
Dünya zaten her şeyi bitirmemizi, başarmamızı, her işte “tam” olmamızı bekliyor. Oysa bizim çekmecelerimiz yarım kalmış şiirlerle, sonu gelmemiş hayallerle dolu. Ve bu aslında harika bir şey! Çünkü bu dağınıklık, hala bir şeylere heyecanlanabildiğimizi, hala “acaba bu nasıl?” diye merak ettiğimizi gösteriyor.
Hayat Bir Başlangıçlar Panayırı
Belki de hayat, bitirilmiş sıkıcı görevlerin toplamı değil de; o çok sevdiğin şarkıyı tam nakaratında başa sarmak gibi, hep o ilk heyecanın peşinden gitmektir. Eğer siz de başlangıçların ustası, sonların kaçağıysanız hiç dert etmeyin. En azından deniyoruz, merak ediyoruz ve gerçekten yaşıyoruz.
Sonu Yazılmamış Hikayeler
Bırakın bazı şeyler yarım kalsın; raflarda tozlanan kitaplar, yarım kalan kurslar kalsın… Çünkü bazen en güzel hikayeler, sonu özellikle yazılmamış olanlardır. En azından o yola çıkma cesaretini gösterdik ya, asıl önemli olan da bu.

YORUMLAR