Kendimize Söylediğimiz En Büyük Yalan: “Yarın Başlarım”
Pazartesi günü başlanacak o meşhur diyetler, bir türlü açılmayan o kalın kitaplar, “müsait bir zamanda” uğranacak eski dostlar… Hayatımızı sürekli bir “bekleme salonuna” çeviren o büyülü ve bir o kadar da zehirli kelime: Yarın.Aslında hepimiz biliyoruz ki; o “yarın”, takvimlerdeki Salı ya da Çarşamba değil. O yarın, aslında hiçbir zaman gelmeyecek olan o hayali “mükemmel zaman dilimi”. Peki, neden bugün değil de yarın? Neden şimdi değil de sonra?
Ertelemenin Psikolojisi: Tembellik mi, Korku mu?
Çoğu kişi ertelemeyi “tembellik” olarak etiketler. Oysa gerçek çok daha derin. Psikologlar ertelemeyi bir duygu yönetimi sorunu olarak tanımlıyor. Bir işe başlamaktan korkuyoruz; çünkü ya mükemmel yapamazsak ya başarısız olursak ya da o iş çok sıkıcıysa? Zihnimiz, o anki stresten kaçmak için bize en tatlı yalanı fısıldıyor: “Şimdi kahveni iç, yarın daha dinç bir kafayla başlarsın.”
Dijital Çağın “Hırsızı”: Dikkat Dağınıklığı
Eskiden sadece tavanı seyrederek erteleyebilirdik. Şimdi ise elimizin altında sonsuz bir okyanus var. Tam o önemli dosyayı yazmaya başlayacakken gelen bir bildirim, bizi 2 saat boyunca hiç tanımadığımız insanların hayatlarını izlerken bulmamıza neden oluyor. Erteleme hastalığı (procrastination), dijital çağın en büyük pandemisi haline gelmiş durumda.
“Şimdi”nin Gücünü Geri Kazanmak
Hayat, biz planlar yaparken ve bir şeyleri ertelerken akıp giden o kısa boşluklarda saklı. Yarın başladığınızda, bugünün üzerinden 24 saat geçmiş olacak. Yarın başladığınızda, aslında bir gün daha yaşlanmış olacaksınız.Çünkü unutmayın; hayat “yarın” diyenlerin değil, “şimdi” diyenlerin elinde şekilleniyor.

YORUMLAR