Türkiye’de son yıllarda dikkat çeken bir gerçek var: İnsanlar artık sorunlarını kurumlarla değil, kişilerle konuşuyor. Devlete değil, “güçlü” gördüğü figürlere sesleniyor. Bu durumun en çarpıcı örneklerinden biri de Sedat Peker etrafında oluşan ilgi.
Şiddetin sıradanlaştığı, adalet duygusunun zedelendiği bir ülkede insanlar kendilerini güvende hissetmediğinde bir “koruyucu” arıyor. Bu bazen bir siyasetçi, bazen bir gazeteci, bazen de sistemin dışından gelen bir figür olabiliyor. Peker’in özellikle sosyal medya üzerinden kurduğu dil, doğrudan, sert ama aynı zamanda “yardım eden abi” tonunda. İhtiyaç sahiplerine destek paylaşımları, mağduriyet anlatılarına sahip çıkması, sistem dışı bir adalet vaadi sunuyor. İnsanlar tam da buna muhtaç: İyiliğe, görülmeye, duyulmaya.
Takipçi sayılarının siyasi partileri aşması ise sosyolojik bir kırılmaya işaret ediyor. Örneğin Cumhuriyet Halk Partisi ya da Adalet ve Kalkınma Partisi gibi köklü partilerin kurumsal hesaplarının gerisinde kalan bir “bireysel figür”, aslında şunu gösteriyor: Güven artık kuruma değil, kişiye bağlanıyor. İnsanlar ideoloji değil, duygu arıyor. Program değil, sahiplenilme hissi arıyor.
Bu tablo sağlıklı mı? Elbette tartışılır. Çünkü hukukun üstünlüğüne dayalı bir devlette vatandaşın güveneceği yer kişiler değil, kurumlardır. Ancak güven boşluğu oluştuğunda bu alanı biri mutlaka doldurur. Bu bazen bir popülist siyasetçi olur, bazen bir fenomen, bazen de Sedat Peker olur
Asıl mesele şu: İnsanlar neden resmi kurumlara değil de bireysel figürlere yöneliyor? Neden siyasi partilerin sosyal medya dili bu kadar mesafeli kalırken, sert ve kişisel bir dil daha fazla karşılık buluyor?
Belki de cevap çok basit: Toplum yorgun. Ekonomik sıkıntılar, adalet tartışmaları, şiddet haberleri… İnsanlar birinin “yanınızdayım” demesini istiyor. Kurumların resmi açıklamaları yerine, birinin doğrudan konuşmasını.
Bu durum, siyasetin ve devlet kurumlarının üzerinde ciddi şekilde düşünmesi gereken bir sosyolojik alarmdır. Çünkü güven boşluğu büyüdükçe, sistem dışı aktörlerin cazibesi artar. Ve bir ülkede en tehlikeli şey, vatandaşın adaleti kurumsal yapı yerine kişisel etki alanına bağlamaya başlamasıdır.

YORUMLAR