Bin Takipçi, Sıfır Dost: Ekran Camındaki Buğu
Geçtiğimiz akşam, kalabalık bir kafede masaları izlerken şunu fark ettim: Herkes orada, ama kimse “orada” değil. Bir masada oturan dört arkadaşın dördü de telefonlarına gömülmüş, muhtemelen o an yan yana olmalarının hikayesini sosyal medyada paylaşmakla meşguldü. En mutlu anlarımızın fotoğrafını çekip binlerce kişiye servis ederken, yanı başımızdaki insanın derin bir iç çekişini duymayacak kadar sağırlaşıyoruz.
İstatistiki Bir Kalabalık, Derin Bir Yalnızlık
Modern dünya bize muazzam bir illüzyon sundu: “Bağlantıda olma” vaadi. Akıllı telefonlar sayesinde artık kimse ulaşılamaz değil. Binlerce takipçimiz, yüzlerce beğeni alan fotoğraflarımız ve bitmek bilmeyen bildirim seslerimiz var. Ancak tuhaf bir çelişkiyle, insanlık tarihinin en “kalabalık” ama en yalnız dönemini yaşıyoruz.Bunun sebebi çok açık: Biz artık dost biriktirmiyoruz, veri topluyoruz. Birinin hayatına tanıklık etmekle, onunla bir hayat paylaşmak arasındaki o ince çizgiyi kaybettik. Takipçilerimiz bizim başarılarımızı, tatil pozlarımızı ve vitrinimizi izleyen birer “seyirci” haline geldi. Oysa dertleşmek, vitrini indirip dükkanın arkasındaki o dağınık ve karanlık odaya birini davet etmektir. Dijital dünya ise bizi hep o pürüzsüz vitrinin önünde durmaya zorluyor.
Emoji Samimiyeti ve Filtreli Acılar
Bir derdimizi paylaştığımızda gelen “geçmiş olsun” emojisi, bir dostun dizine vurup “anlat dinliyorum” demesinin yerini tutabilir mi? Duygularımızı sarı suratlara, kalp sembollerine ve sınırlı karakterlere hapsettik. Acılarımızı bile estetik bir kaygıyla paylaşıyoruz; sanki yeterince “güzel” üzülmezsek etkileşim alamayacakmışız gibi.Bu sahte samimiyet bizi maske takmaya itiyor. Kimse ekranın ardındaki o yorgun, uykusuz ve çaresiz yüzünü göstermek istemiyor. Hal böyle olunca, binlerce kişinin “izlediği” ama kimsenin “görmediği” gölge insanlara dönüşüyoruz. Ekrandaki mavi ışık söndüğünde, odanın içindeki karanlığın bu kadar ağır gelmesi işte tam da bu yüzden.
Gerçeklik Uçak Modunda Saklı
Belki de iyileşmenin yolu, bazen o “erişilebilir” olma halinden vazgeçmektir. Gerçek samimiyet; filtrelerin, hashtag’lerin ve beğeni sayılarının olmadığı o filtresiz alandadır. Bir insanın gözlerinin içine bakarak konuşmak, sesindeki titremeyi duymak ve birine sadece “orada olduğun için” değer vermek…Unutmayalım ki; telefonumuzu uçak moduna aldığımızda yanımızda kim kalıyorsa, gerçek dünyamız sadece o kadardır. Geriye kalan binlerce kişi, sadece cam bir ekranın arkasındaki buğudan ibarettir. Bugün, o buğuyu silip birinin gözlerinin içine bakarak sormaya ne dersiniz: “Nasılsın? Ama gerçekten…”

YORUMLAR