Elinde Kalan Son Kibrit Çöpü
Bazen hayat, ısrarla kapalı tuttuğun bir kapının önünde beklemekten ibaret sanırsın. O kapının ardında eski bir mutluluğun, yarım kalmış bir hayalin ya da artık sana ait olmayan bir insanın hayaleti vardır. Ellerin kapı kolunda nasır tutar, sırtın rüzgarda üşür ama sen gitmeye korkarsın. Çünkü gitmek, bilinmezliğe adım atmaktır; kalmak ise acı da olsa tanıdıktır. Oysa bilmediğin bir şey var: Sen o kapının önünde beklerken, arkandaki uçsuz buçsuz ormanlar, yeni sabahlar ve hiç ayak basılmamış yollar seni beklemekten yoruldu. Bir şeyi vaktinde bırakamamak, onu sevmek değil, ona hapsolmaktır.
Gerçek cesaret, her şeyi yerle bir edip yeniden başlamak değildir; gerçek cesaret, artık sana hizmet etmeyen, seni büyütmeyen ve ruhunu daraltan her şeyi usulca geride bırakabilmektir. İnsan, heybesini boşaltmadan yeni çiçekler toplayamaz. Avucunda sıkı sıkıya tuttuğun o eski kırık cam parçaları, canını yakmaktan başka bir işe yaramıyor. Onları yere bıraktığında ellerin kanayabilir, canın yanabilir ama ancak o zaman ellerin boşa çıkar. Ve ancak ellerin boşaldığında, hayatın sana sunduğu taze meyvelere uzanabilirsin. Kaybetmekten korktuğun her şey, aslında senin ayaklarına dolanan birer prangadır.
Yarın uyandığında dünya yine aynı dönecek, güneş yine aynı yerden doğacak ama sen aynı sen olmayabilirsin. İçindeki o “acaba” sesini susturup, sadece kendine inanmanın verdiği o sessiz güce yaslan. Hayat, korkakları değil, yaralarını birer rütbe gibi üzerinde taşıyıp yürümeye devam edenleri ödüllendirir. Belki yolun sonu uçurumdur, belki de muazzam bir vadi… Bunu asla o kapının önünde bekleyerek öğrenemeyeceksin. Şimdi o paslı kapı kolunu bırak, arkana bile bakmadan yürümeye başla. Çünkü senin asıl hikayen, bitti sandığın o noktada, ilk adımını attığında başlıyor.
.

YORUMLAR