Kendi Hayatının Röntgencisi Olmak: Yaşıyor musun, Yoksa İzliyor musun?
Geçen akşam harika bir gün batımı vardı. Gökyüzü morla turuncunun o eşsiz savaşını verirken, etrafıma baktım. Kimse gökyüzüne bakmıyordu. Herkes, ellerindeki o küçük cam ekrandan gökyüzünün nasıl göründüğüne bakıyordu. O an anladım: Biz artık dünyayı gözlerimizle değil, piksellerle algılıyoruz.
Yaşamak mı, Kaydetmek mi?
Bir konserdesiniz, en sevdiğiniz şarkı çalıyor. Ruhunuzun havalanması gereken o saniyede, kolunuz otomatik bir refleksle yukarı kalkıyor. Şarkıyı duymuyorsunuz bile; sadece görüntünün net olup olmadığını, ışığın patlayıp patlamadığını kontrol ediyorsunuz. O anı yaşamıyorsunuz, o anı ileride “yaşadığınızı kanıtlamak” için depoluyorsunuz. Kendi hayatınızın tadına bakmak yerine, başkalarına sunacağınız o tabağın süsüyle ilgileniyorsunuz.
Yönetmen Koltuğundaki Yalnızlık
En acısı da ne biliyor musunuz? Kendi hayatımızın içine sığamaz olduk. Masadaki o güzel yemeği yemeden önce fotoğrafını çekiyoruz, sonra yemeği yerken “Acaba kaç beğeni gelir?” diye bildirimleri kontrol ediyoruz. Yemek bitiyor, tadı damakta kalmıyor ama “güzel bir kare” galerimizde duruyor. Biz o sofrada gerçekten bulunduk mu, yoksa orayı sadece bir film seti olarak mı kullandık?
Kendi Hayatımızın Dikizcisi Olduk
İçeride bir yerlerde bir boşluk var. Çünkü anılar, dijital klasörlerde değil, hissedilen duygularda birikir. Biz ise duyguyu hissetmek yerine, o duygunun “dışarıdan nasıl göründüğünü” merak ediyoruz. Birine sarılırken bile “Dışarıdan çok sevgi dolu görünüyoruzdur şimdi” diye düşünen bir zihin, o sarılmanın sıcaklığını alabilir mi? Kendi hayatımızı bir başkasının gözüyle izlemekten, kendi kalbimizle hissetmeyi unuttuk.
Kamerayı İndir, Hayata Bak
Bugün bir deney yapın. En güzel anınızda telefonunuza davranmayın. O anın uçup gitmesine, sadece sizin hafızanızda kalmasına izin verin. Paylaşılmayan bir mutluluk, eksik bir mutluluk değildir; aksine, sadece size ait olduğu için en gerçek olanıdır.Kendinizi o yönetmen koltuğundan aşağı atın. Filmi izlemeyi bırakın, filmin içine girin. Çünkü hayat, kadraja sığmayacak kadar büyük ve “beğeni” butonuna sığmayacak kadar kıymetlidir.

YORUMLAR