Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Özlem Baysal
Özlem Baysal

İyilik mi Yapıyoruz, Zehir mi Veriyoruz?”

İyiliğin İhaneti: Hayatı Kolaylaştıran Şeyler Nasıl Prangaya Dönüştü?

İnsanoğlunun serüveni hep daha iyiyi, daha kolayyı ve daha güvenli olanı aramakla geçti. Bilimi geliştirdik, teknolojiyi kuşandık; her şeyi “faydası olsun” diye tasarladık. Ancak bugün geldiğimiz noktada tuhaf bir paradoksun içindeyiz: Hayatımızı iyileştirmesi için yarattığımız ne varsa, bugün en büyük huzursuzluk kaynağımıza dönüşmüş durumda.

İletişimin Yalnızlığı

Hatırlayın; internet ve sosyal medya, “dünyayı birbirine bağlamak” ve “mesafeleri yok etmek” vaadiyle hayatımıza girmişti. Faydası büyüktü; artık herkes ulaşılabilir olacaktı. Peki ne oldu? Bağ kurmak için yapılan bu araçlar, bizi derin sessizliklere mahkûm etti. Aynı masada oturan insanların birbirinin yüzüne bakmak yerine, ekranlardaki hayali bir dünyada onay aradığı bir döneme evrildik. İletişim kurmak için yapılan araç, samimiyeti öldüren bir bariyere dönüştü.

Konforun Yarattığı Dayanıksızlık

Bir diğer “faydalı” hamlemiz ise konfor alanlarımızı genişletmek oldu. Çocuklarımızı “aman zorluk çekmesinler” diye pamuklara sarıp sarmaladık, her imkânı önlerine serdik. Niyetimiz iyiydi; biz çekmiştik onlar çekmesin istedik. Ama bu aşırı korumacı “fayda” hali, bugünün gençlerini hayatın en ufak rüzgarında devrilecek kadar kırılgan hale getirdi. Zorlukla mücadele etme kası gelişmeyen bir nesil yarattık. Fayda olsun diye sunduğumuz o pürüzsüz yol, onları gerçek hayatın engebelerine karşı savunmasız bıraktı.

Bilginin Cehaleti

Bilgiye erişim artık saniyeler sürüyor. Bu, insanlık tarihi için muazzam bir faydaydı. Ama bugün bilgiyi “öğrenmek” için değil, başkalarını “alt etmek” veya sadece vitrin yapmak için kullanıyoruz. Derinleşmek yerine sığlaştık. Bilgi bolluğu, bizi bir “bilgi obezitesine” sürükledi; artık her şeyi biliyoruz ama hiçbir şeyi anlamıyoruz.

Hızın Çaldığı Zaman

Zaman kazandıran makinelerimiz, hızlı ulaşım araçlarımız var. Güya kendimize daha çok vakit ayıracaktık. Oysa kazandığımız her saniyeyi daha çok tüketerek ve daha çok koşturarak harcıyoruz. Zaman kazandıran teknoloji, bizi vaktin hiç yetmediği bir “yetişme telaşına” hapsetti.

Kendi Silahımızla Vurulmak

İnsanoğlu, elindeki en değerli “fayda” araçlarını hoyratça kullanarak zarara dönüştürme konusunda usta. Eğer bir aracın kölesi haline gelmişsek, o araç ne kadar “faydalı” olursa olsun artık bize zarar veriyor demektir.Belki de durup sormanın vaktidir: Biz bu imkânları hayatımızı güzelleştirmek için mi kullanıyoruz, yoksa bu imkânların içinde kendimizi mi yok ediyoruz?

 

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER