Ahlaksal yobazlaşma denince herkesin aklına genç kızların açık giyinmesi, insanların kul hakkı yemesi gelir. Peki, bunları doğuran şeyin ne olduğunu hiç düşündünüz mü? Aslında bunlar, devlet müesseselerinde yaşanan ahlaksal yobazlaşmanın, yani çürümenin, halka yansımış en açık, en bariz ve en küçük hâlidir.
Mesela bir kadın cinsel istismara uğradığında yapabileceği en mantıklı hareket nedir? Tabii ki hukuk yoluna başvurmak. Ancak günümüz dünyasında düzen artık böyle işlemiyor. Bu genç kadın biliyor ki hukuk yoluna başvurduğunda, istismarda bulunan kişi hiçbir şekilde ceza almayacak ya da alsa dahi çok ufak bir ceza ile adeta ödüllendirilmiş olacak ve kendi adaletini sağlamak zorunda kalacak.
Peki, bu cezasızlık sistemi başkalarının iştahını kabartmayacak mı? Kabartacak; nitekim öyle de oldu zaten. Evine hırsız giren biri polisi aramak yerine hırsızı kendi yakalıyor, birtakım mafya bozuntuları ortaya çıkıp caka satıyor, isteyen istediğini öldürüp elini kolunu sallaya sallaya geziyor. Şimdi de yeni yargı paketleri çıkmış, herkes sokağa salınıyor; daha çıkalı üç gün olmuşken tekrar suç işliyorlar. İsteyen herkes her yerde uyuşturucu kullanıyor, satıyor, temin ediyor. Ama bunlara ne zaman ceza kesiliyor? Ülkede daha “önemli” şeyler varken, onları halka unutturabilmek adına. Biz ise buna “gündem değiştirmek” diyoruz.
Peki, bu da ahlaksal yobazlaşma değil midir? Biz işte tam da burada hata yapıyoruz: Düşünmüyoruz, sorgulamıyoruz ve olduğu gibi kabul ediyoruz. Bu da gündelik yaşantımızın bir parçasıymış gibi içimize işliyor. Bundan dolayı küçük sorunları ortaya çıkaran büyük sorunları göremeyip küçük problemleri basketbol topu gibi büyütüyoruz. Asıl olan, resimdeki tamamlayıcı küçük parçaları görmek değildir; tablonun tamamına bakabilmektir. Her parça diğerinin devamıdır. Biz büyük tabloyu görebildiğimiz zaman, düğüm orada çözülmeye başlayacaktır.
Gelelim şimdi bir diğer yobazlaşmaya maruz kalmış müesseseye: Eğitime. Bana kalırsa bu, anlatılması en zor müessesedir. Çünkü eğitimde çocukların ve gençlerin kafasına neyin, nasıl işlendiği görülmez ve neredeyse hiç kimse tarafından da fark edilmez. Daha sonra o çocuk suç işlediğinde ya da dini ahlaka uygun olmayan bir davranış sergilediğinde suçlanır. Bu durum giderek yayıldığı için topluma bedeli çok ağır olur.
Uygulanan eğitim sisteminde çocuklar ve gençler, bırakın Kur’an-ı Kerim okumayı, ders kitabını bile açmayı külfet olarak görür hâle gelmiştir. Öğrenciler kitapları yalnızca sınav gününde yüksek not alabilmek için açıp ezberleyip kapatıyorlar. Öğretmeye değil, okul sınavından geçmeye odaklanan bu sistem; herkese kitap okumayı unutturduğu gibi dini okumayı da unutturmuştur.
Ülkede bozulan herhangi bir sistem mutlaka diğerini de etkiler ve domino taşı gibi onu da yıkar. Bizim elimizde olan ise oradaki bir domino taşını çekebilmektir. En önemlisi, ahlaki kafa “Ben muhafazakârım.” diyende değil; modern, sorgulayan, Cumhuriyet’in özgür bireylerindedir. Modernleşme, bir yerde dinsel ahlakı da bozabilir. Ancak dinsel ahlakı bozan asıl şey, sorgulamayan ve modernleşememiş zihinlerdir.
Biz bu sorgulama eşiğini aşabildiğimiz zaman, müesseselerde de toplumun ahlakında da bir düzelme başlayacaktır. Fakat ana damarı kapatan o kadar çok kılcal damar vardır ki biz ana damarı ya göremiyoruz ya da görmek istemiyoruz; siz hangisini tercih ederseniz. Sonuç olarak hepsi aynı damara bağlıdır. O damarı kestiğimiz zaman, hepsi anne karnında doğmadan ölen yavru örümcekler gibi teker teker dökülecektir. Toplumda da tam olmasa bile kısmi bir dini ve ahlaki düzelme yaşanacaktır.

YORUMLAR