Bazı toplumlarda hem maddi hem de toplumsal iç yapı olarak birçok eşitsizlik bulunmakta. Buna istinaden sesini duyurmak isteyenler toplumda şöyle ya da böyle bir şekilde susturuluyor. Bu gibi toplumlarda halk arasında bu kişiler ötekileştiriliyor. Bu da insanların bilgisizliğinden kaynaklanıyor; eylemi çok kötü bir şey olarak görüyorlar. Bu bilinçsizlik bir yerden sonra toplumu ikiye bölüp birbirine düşman eder; tıpkı Türkiye’de bir zamanlar yaşanan sağcı–solcu tartışmaları gibi. Aslında her ülkede eylem yapmak “silahsız gösteri yapma” adı altında herkese verilen anayasal bir haktır.
Bir yerde şunu düşünmeliyiz: “Ben haksızlığa uğradığımda, benim mücadelemde kim yanımda duracak?” Bugün ABD’de bile insanlar seslerini özgürce çıkaramıyorlar. Gerek Türkiye, gerek Suriye, gerek Afganistan, gerek Sudan olsun; biz sesimizi cesurca değil, özgürce çıkarmalıyız. Eylem yapmak bir gün herkese gerekecek. Bir toplumda siyasi görüşleri dışında bile düşüncelerini sarf eden, hayvanların haklarını savunan kişiler kasıtlı olarak bastırılmaya çalışılıyorsa bilin ki o toplum susturulmaya başlanmıştır. Bu duruma da hiç kimse ses çıkarmıyorsa o toplum zaten susmaya mahkûmdur.
Yaşanan her olayda —bu daha çok siyasi ayaklanmalarda görülür— hiç sormadan, düşünmeden mutlaka ayaklanmayı yapanlar günah keçisi seçilmişlerdir. Eylem yapmak anayasal bir haksa bu herkes için bir haktır; sağcı, solcu gözetmeksizin herkes düşüncelerini savunabilmeli.
Türkiye’deki ailelerde otorite kavramı çok yüksek olduğu için aileden gelen bir susturulma alışkanlığı vardır. Aile içerisinde susturulan çocuk ileride birey olduğunda ya haklarını hiç savunamıyor ya da savunduğunda bastırılıp “anarşist” diye damgalanıyor. Biz önce bu insanların yaptığı eylemin anayasal bir hak olduğunu ve onları ötekileştirmeyip toplumda yaşayan diğer kişilerden herhangi bir farkları olmadığını kabul etmeliyiz. İleride haksızlığa, hukuksuzluğa uğradığınızda ya da elim bir iş kazası sonucu vefat ettiğinizde arkanızdan adalet diye haykıranlar bu kişiler olacak. Toplumu bu tip konularda bilinçlendirmeliyiz ki kendi haklarını aramayı öğrensinler.
Edward Bulwer-Lytton ünlü bir sözü var: “Kalem kılıçtan keskindir.” Kalemi kılıca asla yenik hale getirebilecek duruma düşürmemeliyiz. Bunu başarabilmek için kanaat önderi dediğimiz kesim —başta gazeteciler olmak üzere— akademisyen, öğretmen, hatta bir köy camisindeki imam bile öğretebilecek konumdadır. Ama gelin görün ki gazetecilerin bile hapse atıldığı, yayına çıkardıkları konuğun söylediği bir cümleden dolayı karartma cezalarının getirildiği bir dönemde yaşıyoruz. Hukuk üstünse herkes için üstün olmalı. Hukukun üstün, yargının ise bağımsız olduğunu unutursak işte o zaman taraflı hukuk başlar. Tıpkı gazeteci Uğur Dündar’ın bir zamanlar çıkarıldığı ağır ceza mahkemesinde yargıcın ona söylediği gibi: “Hukuk üstündür, yargı bağımsızdır. Ben sana ceza verseydim yargının bağımsızlığını değil, hukukun üstünlüğünü kullanmış olurdum.”
Biz bu ülkenin geleceği olan gençliği kendimize bu denli düşman bellememeliyiz. Yaşı genç diye cahil saymamalıyız; zaten öyle olmadıkları için her şeyde gösteri yapıyorlar. Onlar Atatürk’ün emanet ettiği ülkeyi korumaya çalışıyorlar. Halk olarak bizim de onların arkalarında saf almamız gerekiyor; önlerinde barikat gibi durmak değil. Onlar susturuldukça biz de susturuluyoruz ama farkında değiliz. İster muhalif bir partiyi destekleyin ister iktidar partilerini destekleyin, bu fark etmez. Biri susturulmuşsa bilin ki sıra bize de gelecek. “Cezalar sadece başkalarına işliyor.” diye düşünmeyin; biz de sıramızı bekliyoruz, tıpkı ölümü bekleyip de ne zaman geleceğini bilmediğimiz gibi.
Martin Niemöller de demiyor mu:
“Önce sosyalistler için geldiler, sustum — çünkü sosyalist değildim.
Sonra sendikacılar için geldiler, sustum — çünkü sendikacı değildim.
Daha sonra Yahudiler için geldiler, sustum — çünkü Yahudi değildim.
Sonra benim için geldiler — benim için konuşabilecek hiç kimse kalmamıştı.”
Aslında Martin Niemöller’in burada demek istediği şu: Görüşünüz ne olursa olsun, başkaları için ‘beni ilgilendirmiyor’ deyip sesinizi çıkarmazsanız, bir gün sizi almaya geldiklerinde sesini çıkaracak hiç kimse kalmayacak.
Özetlemek gerekirse, gösteri yapmanın aslında korkulacak bir şey olmadığını bilmeliyiz. Bir başkası yasal hakkını kullanıp gösteri yaptığında onu toplumdan dışlamamalıyız. Hukukun üstünlüğü ile yargının bağımsızlığı ayrılmaz ikilidir. Yargı bağımlılaşırsa hukuk’ta üstünleşir. Buradan alınan güçle birine verilen cezalara susarsanız kendinize de ses çıkaracak kimseyi bulamazsınız. “Ben sağcıyım, ben solcuyum, şucuyum, bucuyum.” diye düşünmeden insan diyebilmeli ki: “Başkalarına verilen ceza, ben hakkımı savunduğumda bana da verilir.” Öbür türlü olduğunda zaten koca bir toplum susmaya başlar. Susmamak için toplum olarak birlik ve beraberlik içerisinde olmalıyız. Birbirimize kenetlenmeliyiz; çünkü birbirimizi bizden başka koruyabilecek hiç kimse yok. Tıpkı Atatürk’ün dediği gibi: “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.” Günün sonunda hepimiz Atatürk’ün emanet ettiği ülkeyi bir adım öteye götürmeye çalışan aynı milletin evlatlarıyız.

YORUMLAR