Bilginin Serüveni: Bir Sayfa Kokusu Kadar Yakın, Bir Tık Kadar Uzak
Hatırlayanlar vardır elbet… Bir zamanlar merak etmek, heyecan verici bir yolculuğun başlangıcıydı. Bir ödevimiz olduğunda ya da bir konuyu merak ettiğimizde kütüphanenin yolunu tutar, o ağır ama bilge ansiklopedilerin başında saatler geçirirdik. Sayfaların arasındaki o kendine has kağıt kokusu eşliğinde, aradığımız cümleyi bulduğumuzda içimizi tatlı bir huzur kaplardı. Bilgiye ulaşmak için zaman harcardık, emek verirdik; belki de bu yüzden o bilgiler zihnimize birer misafir gibi değil, ömürlük bir dost gibi yerleşirdi.Bugün ise dünya avucumuzun içine sığdı. Merak ettiğimiz her şey, cebimizdeki ekranda sadece bir saniye uzağımızda. Bu kuşkusuz hayatımızı çok kolaylaştıran, harika bir imkan. Ancak bu hızın içinde, bazen durup o bilginin tadını çıkarmayı unutuyoruz gibi… Her şey o kadar hızlı akıyor ki, bilgiyi sindirmeye, üzerine hayaller kurmaya vaktimiz kalmıyor. Eskiden bilgiyi bir hazine gibi sabırla toplardık, şimdi ise adeta bir meyve tabağından hızlıca tadıp geçiyoruz.Belki de bu hızın içinde en çok “hatırlamayı” özledik. Eskiden bir şarkının sözleri dilimize dolanır, sevdiğimiz bir şiiri ezbere bilirdik. Şimdilerde ise “nasıl olsa internette var” diyerek zihnimizi biraz dinlenmeye aldık. Bilgiye ulaşmak bu kadar kolayken, onun o eski, büyülü ağırlığı sanki biraz azaldı. Kütüphane raflarındaki o huzurlu sessizliği, şimdilerde ekranların renkli ama telaşlı dünyasında arıyoruz.Yine de teknolojiye küsmek değil niyetimiz; bize açtığı o sonsuz kapılar için ona teşekkür borçluyuz. Ama belki de arada bir o kapılardan yavaşça, tadını çıkararak geçmek gerek. Bir şeyi Google’a sormadan önce, “Ben bu konuda ne biliyordum?” diye kendimize sormak, zihnimizin tozlu raflarında küçük bir gezintiye çıkmak bize iyi gelebilir. Çünkü gerçek bilgi, sadece ekranda parlayan bir veri değil; bizimle yaşayan, bizi büyüten o güzel pırıltıdır.

YORUMLAR