Bakışlarımızı Biraz Dinlendirsek mi?
Bazen hayat üstümüze çok geliyor, değil mi? Sanki her an bir sonraki adımı planlamak zorundaymışız ya da geçmişteki o hatayı hiç yapmamalıymışız gibi bir fısıltı hiç susmuyor zihnimizde. Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışırken, aslında olduğumuz yeri kaçırıyoruz. Tam böyle zamanlarda Charlotte Brontë’nin o naif ama kararlı kahramanı Jane Eyre’in bir sözü gelip omuzlarıma dokunuyor: “İleriye veya geriye bakmaktan kaçınıyorum ve sadece önüme bakmaya çalışıyorum.”Bu söz, aslında ruhumuza verilmiş bir “mola” izni gibi.
Geçmişin Tozunu Raflara Bırakmak
Geriye bakmak, bazen eski fotoğraflara bakmak kadar tatlı olsa da, çoğunlukla bitmiş bir hikâyenin içinde hapsolmamıza neden oluyor. Oysa Jane bize diyor ki; “Olan oldu, o sayfa kapandı.” Geçmişi değiştiremeyiz ama onun bugünkü neşemizi gölgelemesine izin vermeyebiliriz. Bakışımızı oradan çekmek, bir kaçış değil, kendimize gösterdiğimiz bir şefkattir.
Geleceğin Sisinde Kaybolmamak
Ya ileriye bakmak? O hep övülen “hedefler,” “planlar,” “beklentiler…” Kabul edelim, çoğu zaman umuttan çok kaygı veriyor bize. Yarın ne olacağını bilmemenin yorgunluğu, bugünün tadını kaçırıyor. Jane’in yaptığı gibi, bakışlarımızı o belirsiz uzaklardan çekip tam önümüze, ayağımızın bastığı yere indirdiğimizde; o koca dünya bir anda sakinleşiyor.
“Şimdi”nin Sükuneti
Sadece önüne bakmak; bir sonraki adımı sakince atmaktır. Akşam ne yiyeceğini, seneye nerede olacağını ya da beş yıl önce ne dediğini düşünmeden; sadece şu an elindeki çayın sıcaklığına, dışarıdaki rüzgâra veya yanındaki insanın sesine odaklanmak. Hayat, uçsuz bucaksız bir yol olabilir ama biz o yolun tamamını aynı anda yürümek zorunda değiliz. Sadece önümüzdeki birkaç metreyi görmek yeterli. Orası güvenli, orası tanıdık, orası bizim. Gözlerimizi yoran o uzak ufuk çizgilerinden vazgeçip, bugün tam önümüzde duran güzelliklere odaklanmak dileğiyle. Belki de huzur, sadece bakış açımızı biraz daraltmakta saklıdır.
Gökyüzünü Değil, Adımlarını Saymak
Aslında bu bir görüş mesafesi meselesi. Sisli bir yolda ilerlerken nasıl ki sadece önümüzdeki birkaç metreyi görerek güvenle yol alabiliyorsak, hayatın puslu dönemlerinde de görüş mesafemizi bilinçli olarak daraltmalıyız. Çünkü insan zihni, görmediği yerler hakkında senaryo yazmaya bayılır. Oysa sadece önümüze baktığımızda, o hayali canavarların hiçbiri orada yoktur; sadece atılması gereken bir adım, tutulması gereken bir el veya bitirilmesi gereken küçük bir iş vardır.
Zamanın Küçük Parçaları
Jane Eyre’in bu stratejisi, hayatı devasa bir blok olarak değil, küçük parçalar halinde yaşama sanatıdır. “Bütün bir yılı nasıl geçireceğim?” sorusu ağır gelir; ama “Önümüzdeki bir saati nasıl huzurlu kılarım?” sorusu cevaplanabilir bir sorudur. Bir günü bölmek, bir saati sahiplenmek, bir dakikaya sığınmak… Hayat, biz dev projelerle uğraşırken aradan sızıp giden o küçük anların toplamıdır aslında.
Kendine Dönüşün Sessizliği
İleriye veya geriye bakmayı bıraktığımızda, dış dünyanın gürültüsü de yavaş yavaş çekilir. O meşhur “elalem ne der” korkusu ya da “geç kaldım” telaşı, bakışlarımızı uzağa diktiğimizde ortaya çıkar. Bakışımızı ayak uçlarımıza, yani kendi gerçekliğimize indirdiğimizde ise sadece kendi kalp atışımızı duymaya başlarız. Bu bir yalnızlık değil, kişinin kendiyle barışma anıdır.
Bir Nefeslik Mola
Belki de bugün kendimize bir söz vermeliyiz: Sadece bugünlük, yarının listesini yapmadan, dünün pişmanlığını çekmeden, sadece “şimdi”nin içinde nefes alacağız. Brontë’nin karakteri gibi, sadece önümüzdeki yolu süpürecek, sadece önümüzdeki engeli aşacak ve sadece önümüzdeki manzaranın tadını çıkaracağız.Çünkü hayat, biz ne kadar uzağa bakarsak o kadar karmaşık; ne kadar yakına bakarsak o kadar sadedir. Ve bazen en büyük kahramanlık, sadece o anı sessizce ve sakince yaşamayı başarabilmektir.

YORUMLAR