Eskiden büyüklerimiz, kolumuzda “altın bileziğimiz” olsun diye okumamız için ısrar eder, bizleri diploma sahibi olmaya teşvik ederlerdi. Peki, bugünden geriye bakıldığında; okumak hâlâ bir avantaj mı yoksa koca bir zaman kaybı mı? İşverenlerin, donanımlı adayları “fazla nitelikli” bulup reddetmeleri ve daha düşük ücret ödemek adına vasıfsız elemanlara öncelik tanımaları, bu acı gerçeği kanıtlar nitelikte. Bu durum, eğitimli bireyleri sadece ekonomik olarak değil, psikolojik olarak da bir çıkmaza sürüklüyor.
Ekim 2025 itibariyle Eğitim-İş tarafından açıklanan veriler, eğitim sistemindeki yapısal sorunların bizi nasıl bir krizle baş başa bıraktığını net bir şekilde gösteriyor. Talebin yetersiz olmasına rağmen İmam Hatip okullarının sayısındaki ısrarlı artış ve her ilde açılan üniversiteler, eğitimdeki niteliği ciddi şekilde sorgulatıyor. Bununla birlikte, özel okulların kontrolsüz artışı, eğitimde fırsat eşitliğini tamamen ortadan kaldıran en büyük etken haline geldi. Toplum olarak yoksullaşmayı iliklerimize kadar hissettiğimiz bu dönemde; öğrencilere verilen burs ve kredilerdeki artışın hayat pahalılığı karşısında ne kadar “eridiğini” ise en iyi, bugün bu yazıyı okuyan öğrenci arkadaşlarımız bilecektir.
Peki, bu sorunların giderilmesi gerçekten isteniyor mu? Lisans diplomasının iptali için dilekçeyle başvuranlar ya da üniversiteye gitmenin bir anlam ifade etmediğini görüp liseyi zor bela bitiren gençler, ülkenin en can yakan gerçeğidir. Gelecek hayali kurmayı bırakan, kampüse sadece günü tamamlamak için gelen bir nesil yetiştiriyoruz. Bu durumun düzeltilebilmesi için, oluşabilecek tepkilerden korkmak yerine, yarınımızın faydası adına radikal ve kararlı adımlar atmalıyız. Toplumun her kademesindeki sorumlular bu vebalin farkına varmalıdır; aksi takdirde Mustafa Kemal Atatürk’ün geleceği emanet ettiği gençlere yazık olacaktır.

YORUMLAR