1985 yılının Eylül ayında Ağrı’ya ilk üniversitemi okumaya gittim. Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Fakültesine bağlı, Ağrı Eğitim Yüksekokulu Sınıf Öğretmenliği Bölümünü kazanmıştım. Memleketim Kırşehir’den otobüsle 18 saat uzaklıktaki bir şehre hayatımı kazanmaya gidiyordum.
O zamana kadar Kırşehir dışında Kayseri, İzmir ve Ankara ile baba mesleği nedeniyle Adana ve Gaziantep şehirlerini görmüştüm. Doğu Anadolu şehirlerini hiç görmemiştim.
Ağrı’ya ilk gittiğimde otelde kaldıktan birkaç gün sonra öğrenci yurduna kabul edildim. İlk yılın ilk dönemi öğrenci yurdunda kaldıktan sonra, ikinci dönem Kağızman caddesi üzerinde altı katlı Otel Öz’de kalmaya başladım. Daha sonra bu otel el değiştirip, yerine Alp Otel yapılmış.
O zamanlar Eğitim Yüksekokulları 2 yıllıktı. Ben yarım dönem uzatarak 1988 Şubat’ında mezun oldum. Aynı yılın Mayıs ayında diplomamı almaya gittim. 1993 yılında İlk görev yaptığım Van ili Erciş ilçesinden Samsun’a geçerken bir gece yarısı Ağrı’dan geçmiştim, bu geçişim hariç öğrenci iken ayrıldığım 1988 yılından tam 36 yıl sonra Temmuz 2024’de mezunlar buluşması için Ağrı’ya gittim.
İlk gittiğim 1985 yılında Ağrı nasıl bir şehirdi? O zamandan bu yana ne değişmiş? Nasıl bir gelişme olmuş? Total gelişmişlik bakımından batı illeri arasındaki gelişmişlik farkı kapanma sürecinde mi yoksa giderek gerilemiş mi?
Şehir merkezinde 50 bin insan yaşıyordu. Kasım ayının sonlarına doğru kar yağar, Nisan ayının ortalarına kadar kar kalkmazdı. Dört buçuk ay kar toprağı örterdi. Caddeler ve sokaklar bir karış kalınlıkta buz olurdu. Asfalt kaybolur, kaldırımlar izini kaybederdi. Boş araziler alabildiğine bembeyaz kar örtüsüyle kaplanırdı.
Okul ile Ağrı merkezi yaklaşık 2 km uzaklıktaydı. Okuldan merkeze gelene kadar saçımız, kaşımız donardı. Tükürüğümüz yere düşene kadar donardı. Okuldan Ağrı merkeze kadar uzanan yolun etrafı Murat çayına kadar bomboş araziydi. Murat nehrinden çarşı merkezine kadar sağlı sollu söğüt ağaçları vardı. Bu ağaçlarda kargalar hiç eksik olmazdı.
Cumhuriyet Caddesi şehrin tek işlek caddesiydi. En büyük zevkimiz bu caddeyi bir baştan bir başa olta atmaktı. En çok bu caddede sosyalleşirdik. İnsan görürdük, dükkanların önünden geçer vitrin seyrederdik. Bazen değişiklik olsun diye ara sıra arka sokakları dolaşırdık.
Cumhuriyet caddesi yerli halkın konuşmalarından, içerideki esnafın selamlaşmasından pazarlıklarındaki gürültüleri dışarı taşardı. Esnaf öğrenciye ve misafire karşı çok saygılı ve hürmetkardı. Çok az lokanta vardı, çokça kahvehane vardı. Otel Öz ile birlikte Aydemir, Acar, Salman, Kılıçaslan otelleri vardı.
Cadde ve sokaklarında kadın çok az görünürdü. Onlarda eşleriyle birlikte zaruri ihtiyaçları için çıkarlardı. Genç kızları sokakta ve caddede asla göremezdik. O zamanlar dikkatimi çeken bir özellik daha vardı, yaz kış giysileri koyu renk ve hatta siyah renkteydi.
Temmuz 2024’de Ağrı’ya gittiğimde, 1985 yılındaki Ağrı’dan eser kalmamış. Şehir adeta kabuk değiştirmiş. Başka bir şehre bürünmüş. Fiziki olarak yollar, caddeler, mevcudiyetini koruyor. Ancak binalar yenilenmiş, modern oteller yapılmış. Şehir gurme şehir olmuş. Döner et üzerine iş yapan lokantalar çoğalmış. Kuruyemişçiler çarşısı oluşmuş. Şehirde bir kuruyemiş kültürü oluşmuş. Yiyecek ve içecek çok ucuz. Tek döner, yanında salata ve çay ile birlikte 150 TL’ydi. Aynı dönemde batı illerinde 300-350 TL’ydi. Kuruyemiş fiyatları daha uygun. Yöreye ve yakın olan yörelere özgü meyve kurusu kuruyemiş bolca satılıyordu.
Beni asıl şaşırtan ve hatta Ağrı şehrinin en çok gelişme gösterdiği alan, insan ilişkileri ve sosyal yaşam. O zamanlar cumhuriyet caddesinde olta atarken ki, halkın gürültüsü yerine sessizlik hâkim olmuş. Lokantalarda karı koca karşılıklı oturarak yemek yiyorlar. Hanımlar eşlerini ağırbaşlılık içinde temsil ediyorlar, erkekler hanımlarına masada yer gösteriyor. Lokantanın baş garsonu ve yardımcı garsonlar birbirlerine karşı çok nezaketli, sevgi ve saygı içinde davranıyorlar. Tatlı satılan yerlerde tatlı yediğinizde mutlaka çay ve su ikram ediliyor.
Caddelerinde ve sokaklarında genç kız göremezdik. Oysa şimdi genç kızlar kendilerine ufak harçlık biriktirmek için lokantada müşteriden talep alıyorlar, yemek ikram ediyorlar. Aynı lokantadaki genç erkekler, kızlara karşı çok saygılılar. Caddede ikişerli üçerli genç kızlar dolaşıyor. Belli ki ihtiyaçlarını gidermek için çıkmışlar.
Parklarda kadınlar ve çocuklar vakit geçiriyor. Kadınların daha açık renkli giysilerle ve vakur bir şekilde giyindiklerini gözlemledim. Akşamları evden getirdikleri çay ve yanında atıştırmalıklarla birlikte zaman geçirdiklerine tanık oldum. Çocuklar parkta bağırmıyor, birbirlerini kovalamıyorlar, kavga etmiyorlardı. Çocuklar mutlu ve huzurlu bir şekilde oyunlarını oynuyorlardı. Fotoğraf çektirmek istedik, grup halinde giden gençlerden rica ettik. O kadar saygınlık içinde ve beyefendi tarzıyla yardımcı oldular ki, yapabileceğimiz başka bir şey var mı diyerek yanımızdan ayrıldılar.
Boş araziler verimsiz ve tarımsal faaliyet olmadan yaz kış yatardı. Çiftçilik, ziraat işleriyle meşgul olan insan çok azdı, o zamanlar. Oysa şimdi, ovalarda, düz arazilerde modern tarım aletlerini gördüm. Sayısız traktörler, onlarca biçerdöver gördüm. Ziraat faaliyetiyle iştigal eden insanların sayısı artmış. İklim değişmiş, şehrin geçim kaynakları arasında çiftçilik yer edinmiş.
Mezunlar buluşmasını organize eden, bizi terminalde karşılayıp, dört gün boyunca ev sahipliği yapan dönemin mezunlarından Ahmet Bilik hocamıza teşekkür ediyorum. Dört gün boyunca Burçin Uysal Öğretmenevinde kaldık. Öğretmenevinin yönetimi, çalışanlarının bizlere gösterdiği ev sahipliği ve konukseverliğinden çok mutlu olduk. Çok temiz ve çalışanlar çok nezaketliydiler. Günlük gezilerimizde kullanmak üzere arabamıza kolilerle su ikram ettiler. Öğretmenevinin yönetici ve çalışanlarına teşekkür ediyorum.
İlk göreve başladığım Van ili Erciş ilçesi Ağaçören Köyünden öğrencim olan Hazime (Macit) Yılmaz’ın kayınbabası Vasip Yılmaz’ın evine bir akşam yemekli misafir oldum. Çok güzel bir yemek masası hazırlamışlardı. Çorba, pilav, sebze yemeği, et yemeği ve tatlı ikram ettiler. Yemek sonrası çay ve kahve ikram ettiler. Vasip Bey emekli öğretmen. Ama emeklilik sonrası ticaret hayatına atılmış. Ağrı Ticaret Odası Meclis Başkanı olarak iş ve aktif sosyal hayatın içinde. Özellikle Vasip Bey, hocamızı eve davet edin tanışmak istiyorum, demiş. Vasip Bey’in üç oğlu var, onlarda o akşam evdelerdi. Babaları salondan çıkıp, tekrar içeri girince hepsi birden ayağa kalkıyorlardı. Babalarına karşı muazzam bir saygı gösteriyorlardı. Bu saygınlık bir korku değil, içinde saygı, sevgi, büyüğe olan hürmetin göstergesiydi. Geçmişten günümüze kadar uzanan asil bir geleneğe tanık oldum. Dünyanın neresinde olursa olsun büyüğe saygı esastır. Babalarına olan saygıları, medeni bir toplumun aile yaşamına güzel bir örnekti.
2024 yılındaki Ağrı modern bir şehir olmuş. İlk gördüğüm Ağrı’dan adeta eser kalmamış. Kabuğunu kırmış, büyük bir sosyal gelişme göstermiş. Ağrı’nın sosyal ve ekonomik hayatı, orta Anadolu ve batı Anadolu illeri arasındaki kırk yıl önceki fark kapanmak üzere.
Ağrı’yı görmenizi isterim. Dönerini yiyin, meyve kurusu kuruyemişlerinden alın, peynir alın. İshakpaşa Sarayı’nı görün. Hemen yakınında Ahmedî Hani Türbesini görün. Gürbulak sınır kapısını görün. Meteor çukurunu görün. Ağrı Doğubayazıt arasından geçerken Ağrı Dağını geriden izleyin. Tendürek ve Süphan Dağlarının silüetini geriden izleyin.

Gerçekten severek be beğenen okuduk kaleminize sağlık
Teşekkür ederim.
Vay be uzun zamandır gitmedim ağrı ya
Çok beğendim tebrikler