BEBEĞİNİ BÜYÜTEN BABANIN DRAMI
Torunumu okuldan almak için okula gittim.
Okulun önündeki parkta, bir bankta tek başına oturan yaşlı bir adamın yanına oturdum.
Selam verdim, selamımı aldı. Belli ki konuşmaya ve anlaşılmaya ihtiyacı varmış ki; kolundaki saati göstererek konuşmaya başladı.
– Saatimi şu binanın altındaki saatçiden tamir ettirmiştim, üç gün sonra ayarı bozuldu, bugün yine yaptırmaya getirdim.
* Hayırlı olsun, şimdi saatiniz çalışıyor.
– Sen nerelisin?
* Kırşehirliyim, sen nerelisin?
– Erzurum Hınıslıyım. Çoktandır gelmişim buraya.
* Ne iş yapıyorsunuz?
– Uzun yıllar inşaat bekçiliği yaptım, şimdi artık çalışamıyorum.
* Emekli maaşıyla mı geçiniyorsun?
– Yok valla, benim sigortamı yatıran olmamış.
* Nasıl geçiniyorsun?
– Dört bin lira 65 yaş aylığı alıyorum, onu da kiraya veriyorum.
* Dört bin lira kiralık ev var mı?
– Bir evin çatı katında iki göz oda.
* Bundan otuz sene önce doğum esnasında karımı kaybettim. Bebek, 2 ve dört yaşında üç çocukla ortada kaldım.
Sesi titredi, ağlamaya başladı, eliyle göz yaşlarını sildi.
– Karım ölünce komşu kadınlar, bebeğe nasıl bakılır bana öğretiyorlardı. Mamasını verdim, altını temizledim. Diğer iki çocuğa da ben baktım. Komşular bana yardım ettiler.
Gözyaşları yağmur gibi dökülmeye başladı. Başını öne eğdi, titrek ses tonuyla yıllar öncesinden tozlu rafta unutulmuş bir eşyasını, kıymetlisini hatırlar gibi her şeyi döküverdi ortaya… Pantolonunu gösterdi, sökülen yırtılan yerleri akşamdan dikmiş. Dikerken de ağlamış, anası öldüğünde kucağında kalan oğlu da yanındaymış o da ağlamış.
– Telefon numaranı ver, ben sana elbise getireyim, dedim. “Benim telefonum yok” dedi.
Adresini söyle dedim, onu da bilmiyorum, dedi. Ancak bildiğim bir şey var, Bayraklı Onur mahallesinde oturuyormuş.
Müsaade istedi, kalkıyordu. Cüzdanımda ne kadar para varsa adamın avucuna koydum. Üzerimde çok da fazla para yokmuş, yakınlarda ATM’de yoktu. Olsun yine de ekmek alır, yanına da bir şey alır. Çok susadım, bir şişe su alırım dedi.
Parayı uzatırken, hüngür hüngür ağladı. Onu çok incitmeden parayı eline sıkıştırdım. Hakkını helal et diyerek uzaklaştı.
Torunumu ben alacaktım, oğlumda okula gelmiş bana telefon etti, nerede olduğumu sordu. Oğlumla karşılaştığımda adamın durumunu anlattım. Ben de fazla para yoktu, cüzdanımda ne varsa verdim, sen de biraz para ver oğlum, dedim. Tamam baba vereyim iyi olur, evine ekmek götürsün, dedi. Ben hızlıca adamın benden ayrıldığı yöne doğru yürüdüm. Kısa sürede adamı yakaladım. Arkadan omuzuna dokundum, geriye dönüp baktığında yine aynı hüzünlü bir çift gözü, içine geçmiş yanakları, masum bakışını gördüm.
– Oğlum da sana para verecek, biraz bekler misin dedim. Yine ağladı. Oğlum yanımıza geldi. O da bir miktar para verdi. Yine başladı ağlamaya. Göz yaşlarını sildi.
Yolun açık olsun. Ayağına taş değmesin, yüreğin incinmesin diye uğurladık.
El sallayarak yanımızdan ayrıldı, göz yaşlarını silerek ilerliyordu.
Bu akşamı nasıl geçireceğini, yarın ne yaşayacağını düşünüyordur kim bilir.
Atila İNCE

YORUMLAR