Çukurun Karanlığı mı, Yıldızın Aydınlığı mı?
Dünya çoğu zaman, içinden çıkılması imkânsız bir kördüğüm gibi görünür. Ekonomik kaygılar, bitmek bilmeyen hırslar, kalabalıklar içindeki o derin yalnızlık ve her sabah sırtımıza bindiğimiz o görünmez yükler… Kabul edelim; hepimiz bir şekilde o “çukurun” içindeyiz. Hayatın gerçekleri bazen üzerimize o kadar ağır bir çamur gibi sıçrıyor ki, başımızı kaldırıp yukarı bakacak dermanı kendimizde bulamıyoruz.Ancak tam bu noktada, insanı diğer tüm canlılardan ayıran o ince sızı devreye giriyor: Tercih.
Çukurun Gerçeği, Yıldızın Hayali
Aynı çukurun içinde yan yana duran iki insandan biri, sadece ayağına bulaşan çamura, karanlığın yoğunluğuna ve duvarların darlığına odaklanır. Onun dünyası artık o çukurdan ibarettir. Diğeri ise, sırtı çamura değse de gözlerini yukarıya, o uçsuz bucaksız karanlığın içindeki tek bir parlak noktaya diker. Yıldız, orada öylece durmaktadır. Çukur ne kadar derin olursa olsun, yıldızın ışığına ulaşmasına engel değildir. Aslında hayat, başımıza ne geldiğinden ziyade, gözlerimizi nereye diktiğimizle ilgilidir. Şikâyet etmek, içinde bulunduğumuz çukuru biraz daha kazmaktan başka bir işe yaramaz. Oysa bir yıldıza bakmak; bir hayale tutunmak, bir kitapta teselli bulmak, bir çocuğun gülüşünde dünyayı yeniden kurmak ya da sadece “yarın daha iyi olacak” diyebilme cesaretini göstermektir.
Yıldızlara Bakmak Bir Kaçış Değildir
Bazıları yıldızlara bakmayı “gerçeklerden kaçmak” sanır. Oysa yıldızlara bakanlar, çukurun içinde olduklarını herkesten daha iyi bilirler. Onlar sadece, insanın ruhunun çamura bulanmayacak kadar değerli olduğunu anlamış olanlardır. Karanlığın içinde ışığı seçmek bir saflık değil, bir irade savaşıdır. Bugün kendimize şu soruyu sorma vakti: Başımız öne eğik, sadece düştüğümüz yeri mi seyrediyoruz; yoksa hala gökyüzünde bizi bekleyen o eşsiz ışıkları görebilecek kadar mağrur muyuz? Unutmayın; çukur ne kadar karanlıksa, yıldızlar o kadar parlak görünür.

YORUMLAR