Başarıyı Yanlış Yerde mi Aradık?
Bazen durup düşünüyorum; acaba “başarı” dediğimiz o devasa kavramı, yıllar içinde farkında olmadan biraz eksik mi tanımladık? Televizyonlar, dergiler ve sosyal medya bize hep aynı tabloyu boyadı: Şık bir ofis, elinde kahve fincanı, ekran başında dünyayı kurtaran bir kadın… Bu tabloya o kadar çok baktık ki, hemen yanımızdaki, evimizin içindeki o sessiz kahramanları “başarılı” listemize eklemeyi unuttuk.Sanki görünmez bir el, zihnimizdeki çalışkanlık tanımını sadece “kartviziti olanlar” için yeniden yazdı.Oysa dönüp annelerimize baktığımızda, orada hiçbir profesyonel eğitimde öğretilemeyecek bir ustalık görüyoruz. Bir şirketin kriz masasını yönetmek elbette takdire şayan; peki ya bir evin tüm neşesini, huzurunu, bütçesini ve geleceğini tek başına omuzlayan o kadının ustalığı? Annelerimiz aslında dünyanın en maharetli “yaşam mühendisleriydi.” Ama onların bu emeği ne bir maaş bordrosuna yansıdı ne de bir başarı ödülüne layık görüldü. Çünkü biz, parayla ölçülemeyen emeği “zaten yapılması gereken bir görev” sanmaya başladık.Belki de biraz beynimiz yıkandı bu modern çağda. Başarıyı sadece dış dünyada kazanılan zaferler sanırken; bir çocuğun karakterini ilmik ilmik örmenin, bir evi yuva yapmanın ve hiçbir karşılık beklemeden bir ömrü başkaları için bereketli kılmanın asıl büyük kariyer olduğunu ıskaladık.Annelerimiz “iş kadını” değillerdi belki ama hayatın tam kalbinde, en zor mesaileri en büyük sevgiyle tamamlayan gerçek profesyonellerdi. Onlar birer “ev hanımı” olmanın çok ötesinde, hayatın sessiz mimarlarıydı.Belki de artık bu güzel insanlara hak ettikleri o “başarı” madalyasını, kalbimizde yeniden takmanın vaktidir. Çünkü gerçek çalışma, sadece ofis duvarları arasında değil; bir insanı, bir aileyi ayakta tutan o sevgi dolu ellerin her hareketinde gizliydi.Bugün sahip olduğumuz tüm başarıların temelinde, annelerimizin o sessiz ve büyük emeğinin harcı var. Ve bu, dünyadaki tüm unvanlardan çok daha kıymetli.

YORUMLAR