Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Özlem Baysal
Özlem Baysal

Başarı Dediğin, Kimin Galibiyeti?

Başarı Dediğin, Kimin Galibiyeti?

Her köşeden üzerimize aynı parıltılı sloganlar fırlatılıyor: “Daha çok çalış, zirveye oyna, kazanan sen ol!” Modern dünya bizi bitmek bilmeyen, bitiş çizgisi sürekli ileri taşınan bir maratonun içine hapsetti. Sanki hayat; sadece en önde bitirenlerin alkış aldığı, geri kalanların ise “denedi ama olmadı” klasörüne atıldığı bir yarış pistinden ibaret. Peki, gerçekten öyle mi? Başarı dediğimiz o tılsımlı kavram, sadece başkalarının bizi onayladığı, sosyal medyada beğeni topladığımız o gürültülü anlardan mı ibaret?

Görünmeyen Madalyalar ve Sessiz Zaferler

Asıl başarı, çoğu zaman kimsenin görmediği, kamerasız, alkışsız o küçük anlarda saklıdır. Herkes kestirme yoldan gitmenin, “köşeyi dönmenin” peşindeyken; senin yorulacağını bilsen de dürüst yolu seçmendir başarı. Kimsenin haberi yokken kendine verdiğin bir sözü tutmak, düştüğün o karanlık çukurdan tek başına tırnaklarınla kazıyarak çıkmaktır. Bazen en büyük başarı, her şeyin üst üste geldiği, dünyanın üzerine yıkıldığını hissettiğin bir gecenin sabahında, sadece derin bir nefes alıp “Bugün yeniden deneyeceğim” diyebilme cesaretidir. Çünkü vitrindeki parıltıyı herkes alkışlar; ama o vitrini kurana kadar yuttuğun o sessiz hıçkırıkları, verdiğin o içsel savaşları sadece sen bilirsin. Gerçek galibiyet, başkalarını geçmek değil; dünkü yorgun, kırgın halinden bir adım daha öne geçebilmektir.

Alkışlar Sustuğunda Aynada Kim Kalıyor?

Şöyle bir durup düşünelim: Elimizdeki tüm unvanları, banka hesaplarını, o havalı “başardım” etiketlerini bir kenara bıraksak; aynadaki o insana hâlâ saygı duyabiliyor muyuz? Eğer cevabımız “evet” ise, işte asıl zirve orasıdır. Dış dünyanın onayı rüzgar gibidir, bugün seni omuzlarda taşıyanlar yarın başka bir “kahraman” bulup seni unutabilirler. Ama kendi vicdanına verdiğin o dürüst hesabın huzuru, hiçbir kupanın veremeyeceği bir ömürlük sermayedir.Başarıyı sadece “sonuç” odaklı görmek, yolun kenarındaki çiçekleri görmezden gelmektir. Bir hedefe ulaşırken ruhunu, nezaketini ve en önemlisi merhametini kaybediyorsan; o ulaştığın zirve aslında koca bir boşluktan ibarettir. Kazanırken “insan” kalabilmek, bugün en az bulunan ve en zor kazanılan başarı ödülüdür.

Kendi Tanımını Yazmak

Günün sonunda başarı, bir varış noktası değil; o yoldaki “yürüyüş biçimimizdir.” Ayakkabına kaçan taşlara rağmen yoluna devam edebiliyorsan, düştüğünde dizindeki tozu silkeleyip “Nerede kalmıştık?” diyebiliyorsan ve en önemlisi; kimse izlemiyorken bile doğru olanı yapıyorsan, sen zaten çoktan başarmışsın demektir.Gerçek başarı; yastığa başını koyduğunda “Elimden geleni yaptım, kendime ihanet etmedim ve bugün de ayaktayım” diyebilmenin o tarifsiz, sessiz ve asil hafifliğidir. Kendi başarı tanımını başkalarının sözlüklerine bakmadan yazabildiğin gün, aslında gerçek özgürlüğüne de kavuşmuş olacaksın.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER