Neden Artık Hiçbir Şey O “Rugan Ayakkabı” Kadar Güzel Kokmuyor?
Yastık Altındaki Sır: O Keskin Koku Bize Ne Anlatıyordu?
Şimdilerde bayramlar, takvim yaprakları arasına sıkışmış birkaç günlük tatil kaçamağından ibaret sessiz birer dinlenme molasına dönüştü. Oysa bir zamanlar bayram, sadece bir tarih demek değildi; uykusuz geçen bir gecenin sabahında, yastığınızın hemen başucunda sizi bekleyen o keskin, geniz yakan rugan ayakkabı kokusuydu. Daha ayağınıza geçirmeden parmak uçlarınızla dokunduğunuz o pürüzsüz parlaklık, çocukluk dünyamızın en ulaşılmaz lüksüydü. O gıcırdayan tabanların çıkardığı her ses, kalbimiz için dünyanın en güzel melodisinden daha kıymetliydi.
Hız Çağında Kaybettiğimiz Lüks: Beklemenin Bir “Edebi” mi Vardı?
Eskiden her istediğimize bir ekran kaydırmasıyla ulaşamazdık; beklemenin bir edebi, sabretmenin bir tadı vardı. Bir ayakkabının veya bir bayramlık elbisenin alınması için o mübarek günün gelmesi beklenirdi. Bu zorunlu bekleyiş, sahip olduğumuz şeye bir ruh katar, onu sıradan bir nesne olmaktan çıkarıp bir “hatıra” mertebesine yükseltirdi. Şimdinin “kullan ve at” hızında, eşyalarla kurduğumuz o derin bağı, o kıymet bilme duygusunu bir yerlerde mi düşürdük?
Sokaktaki Ortak Mutluluk: Bir Ayakkabı Bir Mahalleyi Nasıl Birleştirirdi?
Bayram sabahı o gıcırdayan pabuçlarla sokağa fırlamak, sadece yeni bir şey giymek değil, tüm mahalleyle o ortak sevinçte buluşmaktı. Kapı önlerindeki şeker ikramlarında eriyen mesafeler, bayram harçlığının o kağıt hışırtısındaki bereket, hep o rugan pabuçların adımlarıyla taşınırdı evden eve. O zamanlar ayakkabılarımız birbirine benzerdi ama her birinin hikayesi sahibine özeldi. Peki, bugün neden herkes farklı giyiniyor ama herkes birbirine benziyor?
Dolaplar Dolu, Hatıralar Neden Boş?
Bugün dolaplarımız belki o günlerden çok daha fazla ve pahalı ayakkabılarla dolu, ama hiçbirinin kokusu hafızamızda o ucuz ruganlar kadar yer etmiyor. Belki o pabuçlar günün sonunda ayağımızı vururdu, belki akşama doğru tozdan matlaşırlardı ama biz o gıcırtının içinde dünyanın en mutlu insanıydık. Teknoloji arttıkça, imkanlar genişledikçe anıların derinliği neden azalıyor? Belki de aslında özlediğimiz o sert derili pabuçlar değil; o pabuçların içinde masumca koşturan kendi çocukluğumuzdur.

YORUMLAR