Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Özlem Baysal
Özlem Baysal

Kaydettik Ama Yaşayamadık: Telefonunuzdaki Binlerce Fotoğraf Aslında Birer Kayıp İlanı mı?

Kaydettik Ama Yaşayamadık: Telefonunuzdaki Binlerce Fotoğraf Aslında Birer Kayıp İlanı mı?

En son ne zaman bir gün batımını telefonunuzun kamerasından değil de sadece gözlerinizle izlediniz? Veya en sevdiğiniz sanatçının konserinde, sahnedeki o devasa enerjiyi hissetmek yerine, titreyen bir ekranın içinden videonun netliğini kontrol etmediniz mi? Galiba acı bir gerçekle karşı karşıyayız: Arşivimiz büyüyor ama hayatımız küçülüyor.

Dijital Bir Arşivciye mi Dönüştük?

Modern insanın yeni bir takıntısı var: Kanıtlamak. Bir yemeğin ne kadar lezzetli olduğundan ziyade ne kadar “fotoğrafik” olduğu, bir tatilin ne kadar dinlendirici olduğundan ziyade sosyal medya profilinde ne kadar ihtişamlı durduğu daha önemli hale geldi. Telefonlarımızı birer silah gibi havaya kaldırıp anı “vurmaya” çalışıyoruz. Ancak o anı yakalamaya çalışırken, o anın ruhunu öldürdüğümüzü fark etmiyoruz Eskiden anılar, zihnimizin kıvrımlarında kokusuyla, sesiyle ve hissiyle saklanırdı. Bir çocukluk hatırasını anlattığınızda gözleriniz parlardı. Şimdi ise “Dur, fotoğrafı olacaktı, bulayım” diyerek galerimizde binlerce birbirine benzeyen kare arasında kayboluyoruz. Bilimsel araştırmalar buna Fotoğraf Çekmenin Unutturma Etkisi” diyor. Bir nesnenin fotoğrafını çektiğimizde, beynimiz o bilgiyi saklama sorumluluğunu teknolojiye devrediyor ve detayları kaydetmeyi bırakıyor. Yani aslında, fotoğrafını çektiğimiz her anı zihnimizden biraz daha siliyoruz.

Bakılmayan Fotoğraflar Çöplüğü

Dürüst olalım; telefonunuzdaki o binlerce fotoğraf ve video klasörüne en son ne zaman dönüp gerçekten baktınız? Birçoğu, asla izlenmeyecek konser videoları, tadı unutulmuş yemek tabakları ve kimsenin hatırlamadığı manzaralardan ibaret. Bizler yaşamak için değil, arşivlemek için biriktiriyoruz. Hayatlarımız yaşanmış tecrübelerden ziyade, dijital birer veri yığınına dönüşüyor.

Anın Tadı mı, Kaydın Kalitesi mi?

Bir konserde, binlerce kişinin aynı anda telefonlarını havaya kaldırdığı o sahneyi gözünüzün önüne getirin. Sahnedeki sanatçıyla kurulan o büyüleyici bağ, yerini “ışık patlaması” kaygısına bırakmış durumda. Oysa hayat, bir ekranın içine sığmayacak kadar büyük, dikey bir kadraja hapsedilemeyecek kadar derindir.

Şimdi Telefonu Yavaşça Yere Bırakın

Belki de ihtiyacımız olan şey daha fazla depolama alanı değil, daha fazla orada olma halidir. En güzel anlar, deklanşör sesinin duyulmadığı, sadece kalbin ritminin hissedildiği anlardır.

Bir dahaki sefere büyüleyici bir manzara veya sevdiğiniz bir dostun kahkahasıyla karşılaştığınızda kendinize şu soruyu sorun: “Bu anı telefonuma mı hapsetmek istiyorum, yoksa ruhuma mı kazımak?” Çünkü hayat, galeri klasörlerinde değil, göz bebeklerimizin içindeki o eşsiz ışıkta saklıdır.

YORUMLAR

2 adet yorum var

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER