Hızla akan bir haber akışının ortasında, parmaklarımızın ucundaki dünyada yaşıyoruz. Sabah gözümüzü açar açmaz ilk işimiz, başkalarının hayatlarına “beğeni” atmak oluyor. Peki, binlerce takipçinin, yüzlerce etkileşimin ortasında neden bu kadar yalnız hissediyoruz?Haber sitelerinde her gün yeni bir teknolojik devrimden, yapay zekanın başarılarından bahsediyoruz. Ancak kaçırdığımız küçük bir detay var: İnsan dokunuşu. Bir kafede karşılıklı oturan iki arkadaşın birbirine değil de telefonlarına bakması, artık kanıksadığımız bir manzara haline geldi. İletişim kurduğumuzu sanıyoruz ama aslında sadece veri alışverişi yapıyoruz.Gerçek şu ki; dijital dünya bize mükemmel hayatlar vaat ederken, kusurlu ama samimi anlarımızı elimizden alıyor. Filtrelenmiş fotoğrafların arkasına saklanan mutsuzluklar, “story”lerde kalan kısa süreli sevinçler bizi gerçeklikten koparıyor. Oysa insan; sesiyle, bakışıyla ve sessizliğiyle bir bütündür. Bir emojinin, kalpten gelen bir gülümsemenin yerini tutması mümkün mü?Belki de artık bir “dur” demenin vakti gelmiştir. Teknolojiyi reddetmekten bahsetmiyorum; teknolojinin bizi yönetmesine izin vermemekten bahsediyorum. Yarın sabah telefonunuzu elinize almadan önce pencereden dışarı bakın, yanınızdakine halini sorun ya da sadece kendinizle kalın.Unutmayın, en büyük “güncelleme” insanın kendi ruhuna yaptığı yatırımdır. Ekranları biraz karartıp, hayatın renklerini fark etmeye ne dersiniz?

YORUMLAR