Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

TELEVİZYON DİZİLERİ

Atila İNCE Kaleminden

Bu haberin fotoğrafı yok

TELEVİZYON DİZİLERİ

Bundan yaklaşık yarım asır önce tek televizyon kanalı TRT 1 vardı. 80’li yılların ilk başlarında saat 20.00-23.00 arası siyah beyaz yayın yapardı.

Akşam olunca anne-baba çocuklar çok kısıtlı da olsa televizyon ne gösterirse seçmeden ve ayırt etmeden izlerdi. Mahallede herkesin televizyonu olmazdı. Televizyonu olmayanlar olanlara çat kapı akşam ziyareti yaparlardı. Televizyon sahibi olmak bir ayrıcalıktı, modern yaşamın bir belirtisiydi.

Haftada bir kez Türk Filmi yayınlanırdı. Filmin jeneriğinde “Türk Filmi” diye yazardı. Aile üyeleri ve komşular pür dikkat gözlerini beyaz cama dikerlerdi. Film esnasında çay servisi, ikram yapılmazdı, sohbet kesilirdi, filmin akışına herkes kendini kaptırırdı. Film sahnesindeki sevinç, hüzün, öfke, acıma duyguları filmin kahramanları ile birlikte yaşanırdı. Filmler Türk kültürünü ve geleneklerini konu edinirdi. Aktörler sanki bizden biriymiş gibiydiler. Abartmadan, doğal olarak insanı ve insanın sorunları işlenirdi.

O zamanlarda kısıtlı televizyon yayınları komşuluk duygularının gelişmesine, yardımlaşmaya, kaderde, kederde, sevinçte, hüzünde aynı duyguları yaşamaya, ortak birliktelikte buluşmaya katkı sağlardı.

Günümüzde ulusal ve yerel televizyon kanalları sayısı bine yaklaştı. Haber, aktüel, film, dizi, eğlence programlarının sayısı arttı. Hangi televizyonda ne izleyeceğimizi bilemez olduk. Dizi filmlerinde vurdu, kırdı, öfke, kin, nefret, ayrılık, ihanet, aldatma, yok etme sahnelerinden geçilmiyor. Yaşadığımız hayatta bu kadar kötü örneklerle karşılaşmıyoruz. Öğretiyorlar ve öğreniyoruz filmlerdeki abuk subuk karakterleri, senaryoları, sahneleri… Ondan sonrada okulda şiddet, sokakta şiddet, trafik canavarı oluşuyor kendiliğinden.

İnsanoğlu, doğduğunda boş bir levha gibidir. Aklımızda ve beynimizde ne varsa doğduktan sonra oluşur. İnsan ne görürse ve ne yaşarsa onu öğrenir. Bu topluma şiddet, kin ve nefret sahneleri içeren filmleri izletirseniz, onu hayatında uygular.

Hayatımda ilk defa ve son kez, askerlik süresince elime silah değdi. Daha sonrada ne silah gördüm ne de elime değdi. Ama dizi sahnelerinin hemen her bölümünde silah var. Ateş ediliyor, ortada ne polis var ne de mahkeme var. Gerçek hayatta biri sokak ortasında ateş etse, polis gelir, ateş edeni göz altına alır, mahkemeye çıkarır, hukuki süreç başlar. Filmlerde hiç karakol yok, hiç mahkeme yok. Hayatın gerçeğine aykırı değil mi? Oyuncuların hemen hepsinde şiddet, öfke, nefret, aldatma içeren karakterlere rastlamak mümkün. Hep çatışma var. Hep kavga var… Karakterler sert bakışlı, öç alıcı, karşı koyucu tavırlar içinde.

Kaçımız film seyrettikten sonra rahatlıyor, kendini huzurlu hissediyor… Hangi filmden ya da diziden sonra hayatta işimize yarayacak bir bilgi ediniyoruz, kendimizi geliştireceğimiz ne buluyoruz dizilerden…

İçimizde biriken, öfke, kin, nefret, şiddet duygularımızı yüceltiyoruz, adeta ayağa kaldırıyoruz, depreştiriyoruz. Ne kadar istenmeyen duygular var ise geliştiriyoruz. Kendimizi yorgun, bitkin, gergin hissediyoruz…

Sanata ve sanatçıya saygımız sonsuz. Ancak toplumun duygularına, zafiyetine, istismarına yönelik, toplumsal değerleri alt üst eden, hayatın gerçekliğine uymayan dizileri bir vatandaş olarak sorguluyorum. Bu toplum bu dizilere reva değil. Bu toplumun önüne bunları koymayın.

Ancak; öğretici, geliştirici, ufkumuzu açan, düşünmeyi öğreten, dünyayı anlamamıza katkı sağlayan dizi ve filmler istiyoruz. Bana bir şeyler öğretsin. Benden bir şeyler alıp gitmesin. Beni düşündürsün, hayatı sorgulatsın, bizi geliştirsin.

Hayatta iyi şeyler de var… Biz dizilerde onları istiyoruz.

Atila İNCE