Arkadaşlığın Sonu: Rehberimiz Kalabalık, Hayatımız Isısız!
En son ne zaman bir arkadaşınızın sesini sadece “özlediğiniz için” duydunuz? Hiçbir plan yapmadan, bir çıkar gözetmeden ya da bir şey sormadan… Modern dünya bize binlerce “bağlantı” sattı ama “bağ kurmayı” elimizden aldı. Artık birbirimizi aramıyoruz, sadece izliyoruz.Bir zamanlar “çat kapı” gidilen evler vardı. “Müsait misin?” diye sormaya gerek duyulmayan, samimiyetin saati olmadığı yıllar… Şimdi ise en yakın dostumuzla bir kahve içmek için iki hafta önceden ajanda tutmak zorundayız. Telefon rehberlerimiz yüzlerce isimle dolu, sosyal medya hesaplarımızda binlerce “arkadaşımız” var; ancak bir derdimiz olduğunda kimi arayacağımızı bilemiyoruz.Peki, ne oldu da bu noktaya geldik? Dostluklar neden sessizce rafa kalktı?
Görüşelim” Demek Artık Bir Vedalaşma Biçimi
Eskiden “Görüşelim” bir sözdü, bir niyet beyanıydı. Şimdilerde ise bu kelime, sohbeti nazikçe bitirmenin, o anki suçluluk duygusundan kurtulmanın en pratik yolu haline geldi. Birine “Görüşelim” dediğimizde aslında “Şu an seninle ilgilenemeyecek kadar meşgulüm ama seni tamamen silmediğimi bil” diyoruz. Ve o görüşme günü, hiçbir zaman gelmiyor.
Story İzlemek, Yan yana Olmanın Yerini Tuttu
Teknoloji bize büyük bir illüzyon sundu: Haber alma kolaylığı. Arkadaşımızın ne yediğini, nereye gittiğini, kiminle olduğunu Instagram hikayelerinden izliyoruz. Onun hayatına dair her şeyi bildiğimizi sanıyoruz. Oysa sadece vitrini görüyoruz. Merak duygusu ölüyor; merak bitince dostluk da bitiyor. Nasıl olsa “ne yaptığını biliyorum” dediğiniz birini arayıp halini hatırını sorma gereği duymuyorsunuz.
Duygusal Cimrilik Çağı
Modern hayat hepimizi birer “duygusal cimriye” dönüştürdü. İş, trafik, geçim derdi derken gün sonunda elimizde kalan kısıtlı enerjiyi kimseyle paylaşmak istemiyoruz. Bir başkasının derdini dinlemek, ona vakit ayırmak artık bir “keyif” değil, “duygusal bir yük” gibi algılanıyor. Kendi içimize kapandıkça, yalnızlığımızı “huzur” zannediyoruz.
Sesini Duymaya Korktuğumuz Telefonlar
Dikkat ettiniz mi? Artık kimse kimseyi aramıyor, herkes mesaj atıyor. Çünkü aramak, anlık bir tepki ve samimiyet gerektirir. Mesaj atmak ise kontrollüdür; istediğin zaman cevap verir, istemediğin zaman “görüldü” atar geçersin. Ses telleri paslanan, sadece parmaklarıyla iletişim kuran bir topluma dönüştük. Oysa bir dostun sesindeki tını, hiçbir emojinin veremeyeceği bir tesellidir.
Isısız Bir Yalnızlığa Mahkûm muyuz?
Dostluk, tıpkı bir çiçek gibi emek ister. Sulanmayan her bağ kurumaya mahkûmdur. Rehberinizdeki isimlerin çokluğuyla değil, o isimlerden kaçının kapısını gece yarısı çalabileceğinizle ölçülür hayatın kalitesi…
