İran’da kadın olmak, uzun yıllardır hukuk, siyaset ve gündelik hayatın kesişim noktasında şekillenen bir mücadeleyi ifade ediyor. Bu mücadele yalnızca başörtüsü zorunluluğu ya da kamusal alan sınırlamalarıyla ilgili değil; aynı zamanda bireysel özgürlük, eşit yurttaşlık ve insan onuru talebiyle ilgili.
Hukuki Çerçeve ve Eşitsizlikler
İran’da medeni hukuk ve ceza hukuku düzenlemeleri, kadın ve erkek arasında açık farklılıklar barındırıyor. Miras paylaşımından tanıklık değerine, boşanma hakkından velayet düzenlemelerine kadar pek çok alanda kadınların konumu erkeklere göre daha sınırlı.
Boşanma hakkı çoğunlukla erkeğin iradesine bağlıyken, kadının boşanma talebi belirli ve dar sebeplere bağlanabiliyor. Velayet konusunda da anne çoğu zaman ikinci planda kalıyor. Bu tablo, hukukun eşitlikten ziyade cinsiyete dayalı bir hiyerarşi üzerine kurulduğunu gösteriyor.
Bir hukukçu gözüyle bakıldığında, sorun yalnızca normun içeriği değil; normun dayandığı zihniyet. Eşitlik ilkesi anayasal düzeyde dahi sınırlı yorumlandığında, kadınların hak arama yolları da daralıyor.
Kamusal Alan ve Beden Üzerindeki Denetim
Kadınların giyim tercihleri, özellikle başörtüsü zorunluluğu, devlet denetiminin sembolik bir alanı hâline gelmiş durumda. Bu denetim, yalnızca bir kıyafet meselesi değil; kadının kamusal görünürlüğü ve özerkliği üzerinde kurulan bir kontrol biçimi.
2022 yılında Mahsa Amini’nin ölümü sonrasında başlayan protestolar, kadınların bedenleri üzerindeki bu müdahaleye karşı büyük bir toplumsal itirazı tetikledi. “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganı, yalnızca İran’da değil dünya genelinde yankı buldu.
Bu slogan aslında üç temel talebi içeriyordu:
Kadının özne olarak tanınması
Yaşam hakkının korunması
Özgür iradenin kabulü
Direnişin Günlük Hali
İranlı kadınların mücadelesi yalnızca sokak gösterilerinde değil; gündelik hayatın içinde sürüyor. Eğitim alanında kadınların yüksek oranlarda üniversite mezunu olması, meslek hayatında varlık göstermeleri ve dijital mecralarda seslerini duyurmaları bu direnişin başka bir yüzü.
Her yasak yeni bir yaratıcılık biçimi doğuruyor. Sosyal medya kampanyaları, sembolik saç kesme eylemleri, sanatsal üretimler… Hepsi aynı şeyi söylüyor: “Biz buradayız.”
Toplumsal Bedel ve Cesaret
Elbette bu mücadelenin ağır bedelleri var: gözaltılar, tutuklamalar, meslekten ihraçlar ve sosyal baskı. Ancak tarih gösteriyor ki hak talepleri bastırıldıkça daha görünür hâle geliyor.
İran’daki kadın hareketi, yalnızca bir ülkenin iç meselesi değil; evrensel insan hakları tartışmasının bir parçası. Kadının bedeni ve kimliği üzerinden kurulan siyasal düzen, eninde sonunda eşitlik talebiyle yüzleşmek zorunda kalıyor.
Sonuç Yerine
İran’da kadın olmak, sınırlar içinde var olmaya zorlanmak demek olabilir. Ama aynı zamanda o sınırları zorlamak, esnetmek ve dönüştürmek demek.
Kadınların sesi bazen kısılabilir; fakat tamamen susturulamaz. Çünkü eşitlik talebi, coğrafyadan bağımsız bir insanlık meselesidir.
