Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Mart: Toplumun Eşiğinde Bir Ay

Şerife TEKMEN TÜRK Takvim yaprakları Mart’ı gösterdiğinde yalnızca bir ay değişmez; insanın iç iklimi de yer değiştirir.

Şerife TEKMEN TÜRK Takvim yaprakları Mart’ı gösterdiğinde yalnızca bir ay

Takvim yaprakları Mart’ı gösterdiğinde yalnızca bir ay değişmez; insanın iç iklimi de yer değiştirir. Kışın suskunluğu, ağır gölgeleri ve içine kapanmışlığı çözülmeye başlar. Toprak kabuğunu çatlatır; insan da öyle… Çünkü Mart, sadece bir mevsim başlangıcı değil, toplumsal bir eşiktir.

Doğa ile insan arasındaki kadim bağ, en görünür hâlini bu ayda gösterir. Kış boyunca içe çekilen toplum, Mart’ta sokağa çıkar. Parklar dolmaya, meydanlar hareketlenmeye, yüzler ışımaya başlar. Bu fiziksel hareketlilik, aslında sosyolojik bir çözülmenin ve yeniden örgütlenmenin işaretidir. Soğuk, insanları yalnızlaştırır; bahar ise bir araya getirir. Bu yüzden Mart, yalnız doğanın değil, kamusal hayatın da uyanışıdır.

Toplumlar mevsimlerden bağımsız değildir. İklim değiştiğinde ruh hâli, ruh hâli değiştiğinde sosyal davranış kalıpları değişir. Sosyologların “mevsimsel duygu değişimi” olarak tanımladığı olgu, özellikle kış sonrasında belirginleşir. Umut, Mart’ta artar. İnsan daha çok plan yapar, daha çok hayal kurar. Yeniden başlama fikri güç kazanır. Belki de bu yüzden birçok kültürde yılın gerçek başlangıcı ilkbahar kabul edilir.

Bizim kültürümüzde ise Mart, yalnızca meteorolojik bir geçiş değildir; tarihsel ve simgesel bir derinliği vardır. 8 Mart’ta kadının sesi yükselir; 12 Mart’ta bir milletin bağımsızlık ruhu hatırlanır; 18 Mart’ta Çanakkale’nin sarsılmaz iradesi yeniden anılır; 21 Mart’ta Nevruz’la birlikte ateşin üzerinden atlanır, kötülükler geride bırakılır. Mart, toplumsal hafızanın yoğunlaştığı bir aydır. Acı ile umudun, direniş ile yeniden doğuşun yan yana durduğu bir eşik…

Toplumsal psikoloji açısından bakıldığında Mart, kolektif enerjinin yükseldiği bir dönemdir. Kışın kapanan kapıları açılır; bireyler yalnızca fiziksel olarak değil, duygusal olarak da görünür hâle gelir. Kafeler dolar, sokak müzisyenleri çoğalır, gençler daha çok konuşur, yaşlılar daha çok yürür. Bu hareketlilik, aslında toplumun “canlılık göstergesidir.” Sosyal bağların güçlenmesi, iletişimin artması, dayanışmanın görünür hâle gelmesi baharla birlikte hız kazanır.

Ancak Mart yalnızca romantik bir uyanış değildir; aynı zamanda yüzleşme ayıdır. Kışın örttüğü eksikler, sorunlar ve ertelenmiş meseleler gün yüzüne çıkar. Tıpkı eriyen karın altından görünen çatlak yollar gibi… Bahar, hem güzelliği hem gerçeği getirir. Toplum da tam bu noktada sınanır: Uyanışı kalıcı bir dönüşüme çevirebilecek mi?

Mart’ın gelişi bize şunu hatırlatır: Değişim kaçınılmazdır. Ne kış sonsuza kadar sürer ne de insanın içindeki karanlık. Fakat her bahar kendiliğinden bir iyilik getirmez. Doğa kendini yeniler; peki ya biz? Toplum olarak her Mart’ta biraz daha bilinçli, biraz daha merhametli, biraz daha adil olabiliyor muyuz?

Belki de Mart’ın asıl sorusu budur.

Bir çiçeğin toprağı yarışı gibi, insanın da ataleti yarıp çıkması gerekir. Bahar yalnız dışarıda değil, içeride başlamalıdır. Çünkü toplum dediğimiz yapı, tek tek bireylerin iç iklimlerinden oluşur. İçimizde bahar yoksa, dışarıdaki güneş yetmez.

Mart geldi.

Toprak uyandı.

Şimdi sıra bizde.